7 Nisan 2011 Perşembe

Açıklamalı Atasözleri


Abanın kadri yağmurda bilinir.
Her şeyin bir değeri vardır. Bu değer, ona gereksinme duyulduğu zaman
daha iyi anlaşılır.
Aba vakti yaba, yaba vakti aba.
Kişi, ihtiyaçlarını zamanından önce ve ucuz olduğu zaman karşılamalıdır.
Gerekli şeyler mevsiminden önce satın alınırsa daha ucuza gelir.
Abdal’a “kar yağıyor” demişler, “titremeye hazırım” demiş.
Yoksul insanlar sıkıntıya alışık oldukları için yeni sıkıntılar onları pek etkilemez.
Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.
Sonradan görme kimseler, lâyık olmadıkları hâlde yükseldikleri mevkide ne
oldum delisine dönerler; eski durumlarını unutarak gereksiz yere böbürlenirler.
Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.
Her insanın çok sevdiği, yapmaktan bıkmadığı bir işi vardır. Bunu kişiliğine,
kültürüne uygun olduğu için seçmiştir. Zamanının çoğunu bu işle geçirmek onu
mutlu ettiği için o işten bıkması söz konusu değildir.
Abdal’ın dostluğu köy görününceye kadardır.
Çıkarcı kişi, çıkarı söz konusu olduğu sürece dost görünür. İşini yürütecek
başka yollar bulunca ya da işi bitince eski dostlarını unutur.
Abdal’ın karnı doyunca gözü pabucundadır.
Çıkarcı kişinin dostluğu işi bitinceye kadardır. Amacına ulaştıktan sonra hemen
uzaklaşmak ister.
Abdal: Anadolu’da yaşayan, daha çok çalgıcılıkla geçinen Türk oymaklarından biri.
Abdal tekkede, hacı Mekke’de bulunur.
Herkes kişiliğine, zevkine ve dünya görüşüne uygun bir yerde bulunur.
Acele ile menzil alınmaz.Acele edildiği takdirde hiçbir işten iyi sonuç alınamaz. (Hiçbir konuda gereksiz yere acele etmemeliyiz.)
Acele işe şeytan karışır.Pek çok işimizde acele ederiz. Kendimizi haklı çıkaracak nedenler ileri süreriz.
Ya da aceleciliğe yatkın bir kişiliğimiz vardır. Ancak düşünüp taşınmadan,
acele olarak yapılan işten iyi sonuç beklenmemesi gerekir. Bu aceleciliğimiz bizi
birtakım maddî ve manevî zararlara sokar. (İşlerimizi yaparken acele etmemeliyiz;
her işe yeteri kadar zaman ayırmalıyız.)
Acele yürüyen yolda kalır.
Aceleyle iş yapan kişi başarılı olamaz, yanılgılar içinde bocalar. Giriştiğimiz
işte olumlu sonuç almak istiyorsak acele etmemeliyiz.
Acemi katır kapı önünde yük indirir.
Beceriksiz ve acemi bir kişi, kendisine verilen işi yarım bırakabileceği gibi
hiç olmayacak şekilde de sonuçlandırabilir. (Acemi, beceriksiz insanlara iş yaptı
rmamalıyız.)
Acemi nalbant gavur eşeğinde dener kendini.Mesleğinde henüz ustalaşmamış olan kimseler, ilk çalışmalarını daha ucuz
malzemeler üzerinde yaparlar.
Acı acıyı keser (bastırır), su sancıyı.
Bir zorluğun üstesinden gelmek için ondan daha zor bir yola, işe başvurmak
gerekir. Bu yöntem, bir önceki olumsuzluğun etkisini azaltır.
Acı patlıcanı kırağı çalmaz.Kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez.
Yaşamda başından büyük yıkımlar geçmiş insanlar vardır. Tehlikeli bir işte,
bu atasözünü şaka yollu söyleyerek, yeni yıkımların kendilerini pek fazla etkilemeyeceğ
ini anlatmak isterler.
Abdal: Eskiden bazı gezgin dervişlere verilen ad.
Acı söz insanı dininden çıkarır.
Kötü ve sert sözler insanı öfkelendirir, ölçüsüz davranışlara iter. Kişi, din,
ahlâk, yasa kurallarını bir yana itip en kötü biçimde karşılık vermeye kalkışır.
Acıklı başta akıl olmaz.
Büyük bir üzüntü içinde olan kimsenin tüm davranışlarının akıllıca olması
beklenmemelidir. Bu durumdaki kimselere, anlayışlı davranmak gerekir. Onların
hareketlerini hoşgörüyle karşılamalıyız.
Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
Aç insan, açlığı konusunda yapılan açıklamaları dinleyip kabul etmez. Çocuk
da hiç olmayacak zamanlarda olur olmaz isteklerde bulunur.
Aç ayı oynamaz.
İnsanlar, temel gereksinmeleri karşılandığı ölçüde mutlu olurlar. Görev ve
sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırlar.
Kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir.
Emeklerinin karşılığını alamayan insanlardan verimli işler beklenemez.
Aç doymam, tok acıkmam sanır.
Aç insan ne kadar yerse yesin doymayacağını sanır. Tok bir insan da hiç
acıkmayacağını düşünür.
Aç gözlü insan elde ettiğinden çoğunu ister. Bazı kimseler ise mal varlığına
güvenerek hesapsızca harcamalarda bulunur.
Aç, elini kora sokar.
Aç insan, karnını doyurabilmek için her türlü tehlikeyi göze alabilir. Çaresiz
durumdaki insanlardan her şey beklenebilir.
Aç kurt aslana saldırır.
Aç bir insan, karnını doyurmak için ölümü bile göze alır; tehlikeli yolları denemekten
kaçınmaz.
Aç ne yemez, tok ne demez.
Aç insan, önüne ne konulsa yer; iyisine kötüsüne bakmaz. Tok olan kimse
ise en güzel yiyeceklerde bile kusur bulur; eksiklik arar.
Aç ölmez, gözü kararır; susuz ölmez, benzi sararır.
Yoksulluk insanın ölümüne yol açmaz ama yaşamını sıkıntı içine sokar.
Yıpranmasına yol açar.
Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır.
İnsanlar, yokluğunu, yoksulluğunu çektikleri şeyler için olmayacak düşler
kurarlar.
Aça dokuz yorgan örtmüşler, yine uyuyamamış.
Tüm canlı varlıkların bazı temel gereksinimleri vardır. Bunları giderdikleri ölçüde
rahat ederler. Açlık da insanın gidermesi gereken temel gereksinimidir. Bu
gereksinmemizi doyurmadıkça hiçbir iş yapamayız. Uyuyamayız bile.
Açın imanı olmaz.
Aç insan, karnını doyurmak için yanlış işler yapabilir. Bu sırada din ve ahlâk
kurallarını bir engel olarak görmez.
Açın karnı doyar, gözü doymaz..
1. Uzun süre açlık çeken biri, karnı
doysa bile aç kalma
korkusundan bir türlü kurtulamaz; aklı yiyeceklerde kalır.
2. Aşırı tutkulu bir insan için bulduğu ile yetinme diye bir şey olmaz.
Açlık sofuluğu bozar.
Açlık iyi huylu, dindar kimseleri bile din dışı, ahlâk dışı işler yapmaya yöneltebilir.
Açık yaraya tuz ekilmez.
Büyük acılar içinde kıvranan bir insanın üzüntüsünü artıracak söz ve davranı
şlarda bulunulmamalıdır. Bu durumdaki insanların acılarını haŞşetme yolları
aranmalıdır.
Açılan solar, ağlayan güler.
Her şey sürekli bir değişim içindedir; hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Sevinçlerle
kederler, mutluluklarla mutsuzluklar birbirini izler.
Açma sırrını dostuna (dostunun dostu vardır) o da söyler dostuna.
İnsan sırrını söylerken, bunun gizli kalamayacağını, yayılabileceğini düşün-
melidir.
Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.
Bazı insanlar, karşısındaki insanı alaycı sözlerle kışkırtmayı severler. Kendilerinin
de ortaya dökülebilecek kusurlu davranışları olduğunu düşünmezler.
Kışkırttıkları insanın kendilerine gözdağı vermesine neden olurlar. (Kötü konuşabilecek
birine, bildiklerini açıklama fırsatı verilmemelidir.)
Adam adama (her zaman) gerek olur (iki serçeden börek olur).
İnsanın tüm ihtiyaçlarını tek başına sağlaması olanaksızdır. Başkalarının
yardımına muhtaçtır.
Adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil (Adam adama yük olmaz.)
Bir kimseye konuk olarak ya da bir iş için gelen kişi, o kimsenin yanında
uzun süre kalmaz. Bu yüzden de ev sahibine yük olmaz. Onu gerektiği şekilde
ağırlamalıyız.
Canımız da sonsuza değin gövdemizde kalmayacaktır; insan ölümlüdür.
Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir olsa da çulu (atlastan olsa çulu).
İnsanın, değeri onun varlıklı ya da yoksul olmasıyla ölçülmez; onun değeri
ancak insanî özelliklerine bakılarak anlaşılabilir. İnsanın değeri zenginlikle artmayacağı
gibi, yoksullukla da azalmaz. Değersiz insan kılık kıyafetiyle değer
kazanamaz.
Adam adamı bir kere aldatır (sınar).
Bir kimse başkasını ancak bir kez aldatabilir. Bundan ders alan kimse ikinci
kez aldatılamaz. Sürekli yalan söyleyerek işlerini sonuna kadar götürebileceklerini
sanan kişiler aldanırlar.
Adam olacak çocuk, b.......dan belli olur.
Bir insanın bir işte başarılı olup olamayacağı, ilerleyip ilerleyemeyeceği daha
ilk girişimlerinden belli olur. Kişinin o işi ciddiye alıp almaması, ilerideki durumuna
ilişkin bir Şkir verebilir.
Adamın iyisi alış verişte belli olur.
İnsanlar, ilişkide bulundukları kimseleri daha iyi tanırlar. Özellikle alış veriş
sırasında bir insanın çıkarcı, hilekâr, iki yüzlü ya da dürüst olduğu daha iyi anlaşı
lır. Bir kişi alış veriş yaparken yalan söylemiyorsa, hile yapmıyorsa iyi insan olduğunu kanıtlamış sayılır.
Adamın iyisi iş başında belli olur.
Bir kişinin gerçek değeri, yaptığı işte gösterdiği başarı ile ölçülür.
Adamın kötüsü olmaz, meğer züğürt ola.
İnsanlar kötü olarak doğmamışlardır. Onları kötülüğe ve suç işlemeye zorlayan
yoksulluktur.
Adamın yere bakanından, suyun sessiz (durgun) akanından kork.
Düşüncelerini açıkça anlatmayan, ne yapmak istediğini belli etmeyen kimseden
korkulur. Çünkü böyle kişilerin ne gibi tehlikeler yaratacağı kestirilemez.
Adamak kolay, ödemek güçtür.
Herhangi bir konuda vaatte bulunmak kolaydır. Önemli olan söylenenlerin
yapılmasıdır. (Gerçekleştiremeyeceğimiz işler hakkında sorumsuzca vaatlerde
bulunmamalıyız.)
Ağaç kökünden yıkılır.
Kurulu bir düzen, ancak temel dayanaklarının zayışamasıyla yıkılmaya yüz
tutar. Önemsiz değişikliklerle düzen yıkılmaz.
Ağaç, meyvesi olunca başını aşağı salar.
Zengin bir yaşam deneyimi olan kişi erdemli ve bilgili olur, olgunlaşır. Bu
özellikleri onu hoşgörülü yapar.
Ağaç yaprağıyla gürler.
İnsan tek başına önemli bir güç oluşturamaz. Dostları ve yakınlarıyla bir
olunca büyük işler yapabilir. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”
Ağaç yaş iken eğilir.
İnsanlar küçük yaşlarda daha kolay eğitilebilirler. Yaşı ilerleyen insanlara
yeni bir şey öğretmek, yeni gelişmeleri benimsetmek, onlara yön vermek çok
güçtür.
Ağaca balta vurmuşlar, “sapı bedenimden” demiş.
İnsanlar, bazen en büyük kötülüğü en yakın arkadaşlarından ya da yetiştirdiğ
i kimselerden görürler. Bundan da büyük acı duyarlar. (Dostlarımıza ve bizi
yetiştirenlere nankörlük etmemeliyiz.)
Ağaca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür.
Başkalarının yardım ve desteği sürekli olamaz. Bu nedenle insan yapacağı
işlerde başkalarına değil, kendine güvenmelidir.
Ağacı kurt, insanı dert yer.
Kurt nasıl ağacı içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. (Sorunları
mızın bizi yıpratmamasına çalışmalıyız.)
Ağaçtan maşa olmaz.
Yeteneksiz, beceriksiz kimseler, büyük işlerin üstesinden gelemezler. İnsanlar,
yeteneklerini aşan işleri yapmaları için zorlanmamalıdır.
Ağalık (beylik) vermekle, yiğitlik vurmakla.
Toplumda hatırı sayılır, sözü dinlenir bir kimse olmak isteyen kişi cömert ve
yardımsever olmalıdır. Yiğitler de bileklerinin gücüyle kendilerini kabul ettirirler.
Ağanın alnı terlemezse ırgadın burnu kanamaz.
İşveren, işçisiyle birlikte çalışmazsa işçi işe var gücüyle sarılmaz.
Ağır kazan geç kaynar.
1. Zayıf akıllı bir kimsenin anlama, kavrama gücü yetersizdir.
2. Eli ağır ve tembel bir kişi işini geç bitirir.
3. Ağırbaşlı, olgun insan çok çabuk öfkelenmez.
Ağır yongayı yel kapmaz.
Ağırbaşlı, olgun, ciddî insanlar şu ya da bu şekilde gelişen olaylardan fazla
etkilenmez, zarar görmezler.
Ağız yer, yüz utanır.
Armağan alan, armağan verenin isteğini yerine getirmeye çalışır. Hakkı ve
ihtiyacı olmayan bir şeyi kabul eden kişi zor durumda kalır.
Ağlama ölü için, ağla diri için.
Ölen bir yakının arkasından bir süre ağlanır, yas tutulur; fakat gerçekte geride
kalanların acıklı durumu ağlatıcıdır.
Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
Hakkını aramasını bilmeyen kişinin işi görülmez. İnsanlar en doğal haklarını
elde etme konusunu savsaklarsa, başkaları onların haklarına el koyarlar ya da
çeşitli haksızlıklarla karşı karşıya kalırlar. “Hak verilmez alınır.”
Ağlarsa anam ağlar, gerisi (kalanı) yalan ağlar.
İnsanın üzüntülerini yürekten paylaşan kişi anasıdır. Dertlerimiz karşısında
hiç kimse analar kadar içten üzülmez. Başkalarının üzüntüsü bu kadar derin ve
içten değildir. (Analarımızın değerini bilmeliyiz.)
Ağlatan gülmez.
Hiçbir kötülük cezasız kalmaz. Kötülük yapanlar er ya da geç cezalarını görürler.
Ağrısız baş mezarda gerek (olur).
İnsan yaşamı süresince pek çok sorunla karşılaşır. Dertsiz, sorunsuz yaşam
düşünülemez. İnsanın derdi, sıkıntısı ancak ölümüyle sona erer.
Ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar.
Zamanında çalışıp kazanan kişi emeğinin karşılığını alır. Güç durumlarda
sıkıntıya düşmez, rahat eder. “Yazın başı pişenin kışın aşı pişer.”
Ah alan onmaz.
Kötülük ettiği için beddua alanlar iyi gün görmezler. Yaptıklarının karşılığını
mislisiyle öderler.
Ahmağa yüz, Abdal’a söz vermeye gelmez.
Zayıf akıllı, ahmak bir kimseye yüz verirseniz sizi sık sık uğraştırır. Olur olmaz
zamanlarda rahatsız eder.
Ahmak gelin, yengeyi halayığı sanır.
Anlayışı kıt, görgüsüz kişi, kendisini korumaya çalışan kişiye hizmetçi gözüyle
bakar. Ona saygısızca davranır. Karşısındaki değerli insanın gönlünü kı-
rarak hizmetinden mahrum kalır.
Ak gün ağartır, kara gün karartır.
Mutlu ve huzurlu bir yaşayış kişiyi dinç ve neşeli yapar. Mutsuz bir yaşayış
ise yıpratır.
Ak akçe kara gün içindir.
Sağlıkta alın teri dökülerek kazanılan para, kötü günlerde en büyük yardımcı
yerine geçer. Bizi sıkıntıdan kurtarır.
Akçe akıl öğretir, don (giysi) yürüyüş.
Para insana yatırım yapacağı işler konusunda rahatlık sağlar. Parası bol
olan kişi, başkalarının düşünemeyeceği işleri yapar.
Güzel giysiler giymiş kişi de güzel yürümeye özen gösterir.
Akıl akıldan üstündür.
Toplum hâlinde yaşayan insanlar tüm gereksinmelerini tek başlarına karşı-
layamazlar. Tüm sorunları tek başlarına çözümleyemezler. Bir başkasının bilgisine,
düşüncesine, deneyimine, kısaca yardımına başvurmak zorundadırlar.
(Sorunlarımızın çözümünde akıl, bilgi ve deneyim bakımından bizden daha üstün
olanlara danışmayı ilke edinmeliyiz.)
Akıl için yol (tarik) birdir.
Bazı değişmez doğrular vardır. Bu doğrulara ulaşmada akla, bilime ve mantığ
a dayanmak gerekir. İyi düşünülünce ayrı ayrı kimselerce varılacak sonuç hep aynıdır.
Akıl kişiye (adama) sermayedir.
Bir insanın en büyük varlığı akıldır. Akıl, insanın başarılı olmasında en büyük
rolü oynar. Aklını kullanan kişi her zaman kazançlı çıkar.
Akıl olmayınca ne yapsın sakal.
Kimi insanlar yaşlandığı hâlde olgunlaşamamışlardır. Akılsızca ve çocuksu
davranışlarını sürdürürler.
Akıl para ile satılmaz.
Akıl, para ile satın alınan bir nesne değildir. Akıl, insanın doğuşuyla kendisinde
var olan ve eğitimle geliştirilen bir güçtür. Maddî imkânlarla birçok şey elde
edilebilir ama akıl elde edilemez.
Akıl yaşta değil baştadır.
Akıllı olma ile yaşlı olma arasında ilgi yoktur. Bazı küçükler büyüklerden daha
akıllı olabilirler. Nice yaşlı insan vardır, olgunlaşmamış, akıllanmamıştır.
Akla gelmeyen başa gelir.
İnsan ummadığı, düşünmediği şeylerle her zaman karşılaşabilir.
Çünkü insanın dışında yaşamı düzenleyen ve yürüten güçler de vardır.
Aklınla rezil olursun, aklınla vezir olursun.
Bir insanın toplumda aşağılanması ya da saygı görmesi aklını kullanma biçimine
bağlıdır.
Akılları pazara çıkarmışlar, herkes kendi aklını beğenmiş.
Herkes kendi düşüncesinin ve davranışının doğru olduğunu savunur.
Herhangi bir konuda farklı düşüncelerle karşılaşsa bile, yine kendi düşüncesini
tercih eder. Bu gerçekte zayışıktır; ama kendini her zaman beğenmek zorunda
olan insandan, başka türlüsü de beklenemez.
Akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır. (Deli dostun olacağına akıllı
düşmanın olsun.)

Akıllı bir düşmanın yapabileceği kötülükler akıl ve sezgi yoluyla anlaşılabilir.
Gerekli önlemler alınabilir. Akılsız bir dostun iyilik olsun diye yaptığı bir davranış
daha önceden sezilemez, bilinemez. Önlem alınamadığı için kötü sonuç verebilir.
Akıllı düşününceye kadar deli çocuğunu (oğlunu) everir.
Kendini akıllı sananlar, çok kez akılsız diye tanınanlardan daha az başarı
gösterirler. İyi düşünmek kadar çabuk karar vermek de önemlidir. Uygulamada
gecikilirse bazı fırsatlar kaçırılmış olur.
Akıllı oğlan neyler ata malını, akılsız oğlan neyler ata malını.
Akıllı kimse, babadan kalacak mirasa güvenmez. Kendi alın teriyle yaşamı-
nı kazanır. Akılsız kişi ise babadan kalan mirası kısa sürede elden çıkarır, çarçur
eder. “Hayırlı evlât neylesin malı, hayırsız evlât neylesin malı.”
Akılsız başın cezasını ayak çeker. (Akılsız köpeği yol kocatır.)
Düşüncesizlik ya da tedbirsizlik yüzünden, gereksiz yere gidip gelme zahmetine
katlanılır. İyi düşünmeden verdiğimiz kararın olumsuz sonuçlarını gidermek
için şuraya buraya koşuşturmak zorunda kalırız.
Akacak kan damarda durmaz.
Bazı kötü olayları, daha önceden fark edip önleyemeyiz. Çünkü koşullar kötüdür,
gücümüz yetersizdir.
Al ile aslan tutulur, güç ile sıçan tutulmaz.
Aklınızı kullanarak sizden daha güçlü birini alt edebilirsiniz. Ama sadece Şzik
gücünüzü kullanarak sizden daha akıllı birini yenemezsiniz.
Al elmaya taş atan çok olur.
Değerli ve yetenekli kimselere sataşan çok olur. Onları kıskanırlar.
Al kiraz üstüne kar yağar.
Düşünülmeyen, beklenilmeyen şeyler de olabilir. Bunları göz ardı etmemeliyiz.
Al giyen alınır.
Yapılan bir işle bir ilgisi olan kişi, söylenen sözleri kendi üzerine alır. Söz
konusu iş eleştirildiğinde, kendisinin eleştirildiğini düşünür.
Alacağım olsun da ala kargada olsun.
Alacaklı olmak, alacağı alma olanağı bulunmasa bile iyi bir şeydir.
Alacakla verecek (borç) ödenmez.
Bir kimse, alacağına güvenerek borç altına girmemelidir. Alacak, zamanında
alınamayınca borçlu olunan kimseye karşı zor durumda kalınabilir. Borçlandığı
mız kişiler, alacaklarımızı bekleyemezler.
Alçacık eşeğe herkes biner.
Güçsüz, zavallı kimseyi buyruk altına almak, ezmek ve hırpalamak kolaydır.
(Güçsüz ve korumasız kimseleri her zaman korumalıyız.)
Alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar.
Toplumda alçak gönüllü kimseler takdir toplarlar; sevgi ve saygı görürler.
Kendilerini herkesten üstün görenler, herkese tepeden bakanlar toplumda iyi bir
yer edinemezler.
Alçak yer, yiğidi hor gösterir.
Kişi, aldığı eğitime, yeteneklerine ve kültürüne uygun olmayan bir görevde
çalışıyorsa kendini gösterme olanağı bulamaz. Basit bir insan gibi muamele görür.
Alçak yerde tepecik kendini dağ sanır.
Bilgili, yetenekli, başarılı kimselerin bulunmadığı yerde, az bilgili kimseler
kendilerini çok değerli zannederler.
Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır.
Herkes kendi seviyesine, kültürüne ve ekonomik durumuna uygun bir yaşama
düzeni kurmalıdır. Bulunduğu durumdan çok aşağı ya da çok yukarı olan yaşam
biçimleri bazı sorunlar yaratır.
Âlet işler, el övünür.
Bir işin iyi ve sağlam şekilde yapılabilmesi için araç ve gereçlere gereksinme
duyulur. Kişi ne kadar usta olursa olsun, araç ve gereçleri eksikse yaptığı iş
kusurlu olur. Kaliteli iş, ancak iyi araç ve gereçlerle yapılabilir.
Alışmış kudurmuştan beterdir.
Alışılan bir şeyden kolayca vazgeçilemez. Kötü alışkanlıklarını bırakamayan
kimseler, kötü duruma düşerler; onurları kırılır, hor görülürler. Kötü alışkanlı
klarından kurtulamadıkları sürece sayılıp sevilmezler.
Âlim unutmuş, kalem unutmamış.
Bilginler de her şeyi akıllarında tutamazlar. Unutulmaması gerekenleri yazı-
ya geçirirler. Bilinenler yazıya geçirilirse unutulmaz. Yüzyıllar boyunca kuşaktan
kuşağa aktarılır. (Yazı, kuşaklar arasında iletişimi sağlar.)
Âlimden zalim de doğar.
Bilginlerin topluma büyük katkıları vardır. Düşünülür ki bilgin kişinin çocuğu
da kendisi gibi olur. Oysa bilgin bir kimsenin çocuğu bazen zararlı bir insan da
olabilir.
Allah dağına göre kar (kış) verir.
1. Allah herkese dayanabileceği ölçüde sıkıntı verir.
2. Allah herkese hak ettiği ölçüde sıkıntı verir.
Allah dokuzda verdiğini sekizde almaz.
Allah her insanın ömrünü önceden kararlaştırmıştır. Ömrü dolmadan hiç
kimsenin yaşamına son vermez. Alın yazısı ne ise o olur.
Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar.
Bazı işlerimizde başarısızlığa uğrarız, bu yüzden karamsarlığa ve umutsuzluğ
a kapılırız. Yaşama gücümüzü ve başarma azmimizi yitirmemeliyiz. Başarı-
mızı engelleyen nedenleri saptayarak yeni girişimlerde bulunursak, sonuç bizim
için olumlu olacaktır. “Allah’tan umut kesilmez.”
Allah kardeşi kardeş yaratmış, kesesini ayrı yaratmış.
Kimse kimsenin sırtından geçinmeye kalkışmamalıdır. Kardeşlerin bile kazançları
ayrıdır. (Bir kardeş, ötekinin kazancına ortak olmayı düşünmemelidir.)
Allah kulundan geçmez.
Allah, en sıkışık durumlarda bile kulunu yalnız bırakmaz. Ona bir çıkış yolu
gösterir.
Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir.
Allah, yetenekleri ve olanakları sınırlı olanlara da bazı kolaylıklar sağlar.
Allah’ın bildiği kuldan saklanmaz.
Allah, insanın yaptığı her şeyi, işlediği her suçu bilir. Yaptığımız işlerden
ötürü öncelikle Allah’a karşı sorumluyuz. Bu durumu insanlardan saklamanın
anlamı yoktur.
Allah’ın ondurmadığını peygamber sopa ile kovalar.
İnsanın işi bir kez bozulmaya görsün; herkes ondan yüz çevirir. Yaptığı tüm
girişimler sonuçsuz kalır. Her kapı ona kapanır.
Allah’tan sıska, ne yapsın muska.
Yetersiz ve yeteneksiz bir kişi, ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, yetenekli duruma
getirilemez.
Al kaşağıyı gir ahıra, yarası olan gocunsun.
Herhangi bir yolsuzluğa adı karışanları ciddî bir şekilde araştır. O işte kusuru
olanların telâşı seni etkilemesin. Yolsuzluk yapan kişilerin telâşa kapılması
kaçınılmazdır.
Al malın iyisini, çekme kaygısını.
Her zaman malın iyisini almak gerekir. Malın iyisini alan onu uzun süre sorunsuz
olarak kullanır. Çünkü bu mallar sağlamdır; güzel görünüşlüdür. İkide bir
bozularak bizi sıkıntıya sokmaz.
Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.
Kendisinden daha güçsüz, zavallı durumdaki insanlara kötülük yapanlar er
ya da geç cezasını çekerler. Böylece onların da yaşamı acı içinde geçer.
Altın anahtar her kapıyı açar.
Para toplumda değerli bir araç yerine geçer. Para ile pek çok sorun çözülür.
İstenilen pek çok şey elde edilebilir. Para olunca her güçlük yenilebilir.
Altın ateşte, insan mihnette belli olur.
Bir maddenin altın olup olmadığı ateşe dayanıklılık derecesi ile daha iyi anlaşı
lır. Bir kimsenin gerçek değeri de sıkıntılı bir durumda takındığı tavırla ölçülür.
Değerli insan, sıkıntılar karşısında kişiliğinden ve onurundan hiçbir şey yitirmez.
Altın eli bıçak kesmez.
Yetenekli ya da varlıklı insan, yaşam koşullarının zorluğu karşısında ezilmez.
Ne yapar yapar, geçimini sağlayacak bir yol bulur. Bu tür insanların elini
kimse bükemez.
Altın eşik, gümüş eşiğe muhtaç olur.
Zenginlik ya da yoksulluk sürekli değildir. Zenginliğe pek güvenmemek gerekir.
Gün gelir zengin yoksullaşır, yoksul zenginleşir. Böylece muhtaç olma sı-
rası değişebilir.
Altın pas tutmaz.
Namuslu, şereşi, yüksek karakterli, onurlu insanlara hiç kimse leke süremez.
Sürmeye kalkışsa bile bunda başarılı olamaz.
Altın yerde paslanmaz, taş yağmurdan ıslanmaz.
Üstün nitelikler taşıyan kişi ya da nesne, çok kötü koşullar altında bile de-
ğerinden hiçbir şey yitirmez.
Altın yere düşmekle pul olmaz.
Saygın, kişilik sahibi bir kimse, makamını ya da servetini yitirse bile değerinden
bir şey kaybetmez. Çünkü insanın değeri, bulunduğu makam ile değil, kişiliğ
i ile ölçülür.
Altının kıymetini (kadrini) sarraf bilir.
Bir şeyin gerçek değerini, o şeyin uzmanı bilir.
Aman diyene kılıç kalkmaz.
Üstünlüğümüzü, gücümüzü kabul edip pes eden insanlara sert davranmamalı
yız. Teslim olan, çaresiz durumdaki insanlara eziyet etmek çok yanlıştır.
Bağışlanmasını isteyen insanı bağışlamak gerekir. Bu bir insanlık kuralıdır.
“Eğilen baş kesilmez.”
Ana gibi yãr olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz.
İnsanların içinde bize ana kadar candan bağlı dost yoktur. Analar sevecendir,
bağışlayıcıdır. Gerçek dosttur.
Ana ile kız helva ile koz.
Koz helvasının içindeki cevizle helvayı ayırmak nasıl imkânsızsa, ana ile kı-
zı ayırmak da öyle imkânsızdır. Çünkü ikisi de birbirine çok benzer.
Ana kızına taht kurmuş, baht kuramamış.
Ana-baba kızlarına iyi bir yaşama düzeni sağlayabilirler. Ancak kocasıyla
mutlu olmasını sağlama konusunda ellerinden hiçbir şey gelmez. Kocası iyi olmayan
bir kadın, kendi ne kadar zengin olursa olsun, mutlu olamaz. “Ana kızı-
na taht kurar, kız bahtı kocadan arar.”
Analı kuzu, kınalı kuzu.
Anası sağ olan çocuk daha bakımlı, daha temiz, daha sağlıklı olur. Anasız
çocuk ise her türlü bakımdan mahrum olarak büyür.
Ananın (gurkun) bastığı yavru (civciv) incinmez (ölmez).
Annenin ağır sözü, dayağı çocuğa ağır gelmez. Çünkü anne bunları çocu-
ğuna iyiyi ve doğruyu, yanlışı ve kötüyü göstermek niyetiyle yapar. Ayrıca, anne
yavrusunu öylesine çok sever ki, en sert hareketlerinde bile bir haŞşik vardır.
Anasına bak, kızını al, kenarına bak, bezini al.
Bir kızın karakterini öğrenmek isteyenler, anasının durumunu göz önüne
alırlarsa aldanmamış olurlar. Çünkü soya çekim yoluyla ananın kimi özellikleri
kızına geçer. Ayrıca kızların eğitiminde annenin rolü büyüktür.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
Anlayışlı kişileri en küçük bir söz bile etkiler. Oysa anlayışsız kimselere ne
söylense yararsızdır.
An beni bir kozla, o da çürük çıksın.
İnsanlar, dostları tarafından aranılmak ve anılmak isterler. Küçük bir arma-
ğan onlar için değer biçilmez bir şey olur.
Aptala (Abdal’a) malûm olur.
Kimi kez olayları önceden sezip haber verenler çıkar. Bu tamamen rastlantı
dır. Böyle bir durumda kişi kendisini alaya alır ya da başkalarınca alay konusu
yapılır.
(Abdalın halk arasında Tanrı’ya yaklaşmış bir kişi olduğu kabul edilmiştir.
Bu kişinin olayları daha önceden sezdiği ve haber verdiği inancı yaygındır. Bu
söz zamanla olacağı önceden sezen insanlarla alay için söylenmeye başlanmıştı r.)
Araba devrilince yol gösteren çok olur.
Tehlikeli bir olayla karşılaşıp zarara uğrayınca pek çok kimse öğüt vermeye
başlar. Şöyle yapsaydın, böyle yapsaydın derler. İş işten geçtikten sonra verilen
öğütlerin değeri yoktur.
Arabanın ön tekerleği nereden geçerse arka tekerleği de oradan geçer.
Çocuklar, büyüklerin yaşayışına uyarlar. Büyükler nasıl bir yol tutmuşlarsa
onlar da aynı yolu izlerler.
Arayan Mevlâsını da bulur, belâsını da.
Doğru hedeŞ seçenler doğru sonuçlara, yanlış hedeŞ seçenler yanlış sonuçlara
ulaşırlar. İyiliğe ve kötülüğe yönelmek insanın kendi elindedir.
Arı, bal alacağı çiçeği bilir.
İşini bilen kişi nereye başvuracağını bilir. Kimden ya da nereden çıkarını
sağlayacağını çok iyi tespit eder. Tüm çabalarını bu yola harcar.
Arı, bey olan kovana üşer (üşüşür).
Halk, kendisine liderlik yapacak kişinin çevresinde toplanır.
Arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur.
Bireyleri çalışkan olan aile ya da topluluklar her yerde bol kazanç elde
ederler, saygınlık uyandırırlar.
Arık ata kuyruğu da yüktür.
Güçsüz ve bazı olanaklardan yoksun kimseler, başkalarına yardım edemezler.
En basit bir iş bile onlara çok ağır gelir.
Arık etten yağlı tirit olmaz.
Çürük çarık gereçler kullanılarak değerli bir iş yapılamaz. Bunun gibi hiçbir
niteliği olmayan bir kimseden istenilen verim alınamaz. Verimsiz bir topraktan
da bol ürün beklenemez.
Arife günü yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayram günü yüzü kara çıkar (olur).
Bir kişinin söylediği yalan, bir süre sonra açığa çıkar. Bu yalanı söyleyen kişi
toplum içinde mahcup olur, saygınlığını yitirir.
Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim.
Her insan kendi kişiliğine ve anlayışına uygun kişilerle arkadaşlık kurar. Bir
insanın gerçek kişiliği, arkadaşlarını tanıyınca daha iyi anlaşılır.
Armut dalının dibine düşer.
1. Yapılan bir iş, ilkin sahibine yarar sağlar.
2. Bir kişi öncelikle yakınlarına yardım eder.
3. Bir kişi, kendini yetiştirenlerin yolundan gider.
Arpa eken, buğday biçmez.
Doğada ve toplumda her şeyin bir karşılığı vardır. İyilik eden iyilik, kötülük
eden kötülük bulur. Herkes yaptığı işin karşılığını görür.
Arpa samanıyla, kömür dumanıyla.
Her şeyin iyi yönleri olduğu kadar kötü yönleri de vardır. Kusursuz nesne
olmaz. Bu nedenle kullandığımız nesnelerin bazı kötü yönlerine katlanmak zorundayı z.
Arpa unun yoksa, tatlı dilin de mi yok?
Bir konuğu ağırlamak için iyi yiyecekler hazırlamak şart değildir. Tatlı dilimiz,
konuğumuz için en iyi ikramdır.
Arpa verilmeyen at, kamçı zoruyla yürümez.
Temel ihtiyaçları sağlanamayan kişiye zor kullanılarak herhangi bir iş yaptı rılamaz.
Arpacıya borç eden, ahırını tez satar.
Borçlanarak yürütülmeye çalışılan işler, bir süre sonra yürütülemez olur. Kişi,
ödeyemeyeceği bir borç yükünün altına girerek elindekileri de tehlikeye sokmamalı
dır.
Arsız neden arlanır, çul da giyer sallanır.
Arsız biri hiçbir şeyden utanmaz. Toplumca yadırganacak davranışlarda
bulunmaktan kaçınmaz. Elbise diye çulla sokaklarda dolaşabilir.
Asil azmaz, bal kokmaz.
Bal, kokuşmayan bir besindir; kokuşarak bal niteliğini yitirmez. Onur sahibi
bir kişi de olaylar ne kadar olumsuz gelişirse gelişsin, insanî özelliklerini yitirmez.
Aslını saklayan (inkâr eden) haramzadedir.
Toplumda soyunu, ailesini inkâr eden kişilere iyi gözle bakılmaz. Kişi toplum
içinde soyunun sağladığı bir ünle değer kazanmaz. Soyunun taşıdığı kötü
bir ünle de değersiz olmaz. Kişi, toplum içindeki yerini kendisi kazanır. Önemli
olan onun kendi karakteri ve nitelikleridir.
Asil ile taş taşı, bedasıl ile yeme aşı.
Kişilikli, soylu, kültürlü kişilerle ortak iş yapılmalı, kötülerden uzak durulmalı-
dır. Kişilik sahibi insanlarla anlaşmak ve iş yapmak çok zevklidir. Güvenilir olmayan
kişilerle yapılan en iyi iş bile tatsız bir durum alır.
Aslan kocayınca sıçan deliği gözetir.
Sözünün geçtiği, gücünün yerinde olduğu dönemlerde önemli işler yapmış
bir kişi, eski gücünü yitirince küçük işlerle oyalanmaya çalışır.
Aslan yatağından belli olur.
Bir kimsenin kişiliğini ortaya koyan bazı özellikler vardır. Oturduğu yerin temizliğ
i, düzeni o kişinin kişilik sahibi olduğunu gösterir.
Astar bol olmayınca yüze gelmez.
Bir iş yapmak için gerekli olan araç ve gereçleri alırken tahmini hesaplamadan
biraz fazla almak yararlı olur. Türlü faktörler hesap edilemeyen eksiklikler
yaratabilir.
Aş taşınca kepçeye paha olmaz.
Sıkışık zamanlarda önemsiz gibi görünen şeylerin değeri artar. “Abanın kadri yağmurda bilinir.”
Aşını, eşini, işini bil.
Sağlıklı ve mutlu yaşamak isteyen kişi yiyeceğine dikkat etmeli, eşini iyi
seçmeli ve işine önem vermelidir. Arkadaş, eş, dost seçmekte titiz davranmalı dır.
Aşk ağlatır, dert söyletir.
Aşık olan kişi, olaylar karşısında duygusaldır. Mutsuzluğunu ağlamakla
yansıtır. Derdi çok olan bir insan da her önüne gelene derdini anlatmaya başlar.
Aşk olmayınca meşk olmaz.
Her şey sevgi ile yapılırsa iyi olur. Sevgisiz, gönülsüz yapılan işler hiçbir zaman
olumlu sonuç vermez.
Aşığa Bağdat uzak (ırak) değil (gelmez). (Aşığa Bağdat sorulmaz.)
Bir şeye çok istekli olan kimse, o şeyi elde etmedeki zorlukları hiçe sayar.
Bu uğurda her türlü güçlüğe katlanmayı göze alır.
Aşığın gözü kördür.
Kendisini aşka kaptıran kimse, sevgilisinin kusurlarını görmediği gibi, çevresinde
olup bitenlerle de ilgilenmez.
At at oluncaya kadar sahibi mat olur.
Her insanın iyi yetişmesi büyük emek ve zaman ister. Onu yetiştirenler bu
süre içinde hayli yorulur, yıpranırlar.
At binenin (iş bilenin), kılıç kuşananın.
Her şey onu gereği gibi kullanmasını bilene yakışır. Söz konusu şey, o kişinin
elinde gerçek değerini bulur.
At binicisine göre kişner.
İnsanlar, başlarında bulunan kişinin etkisi altında kalarak onun tutumuna
göre davranır.
At ölür, itlere bayram olur.
Önemli ve etkili bir görevi üstlenen birinin ölümü ya da işten ayrılması, çı-
karcı, niteliksiz kişilerin işine yarar. Böyle bir durumda onlar çıkarlarını daha kolaylıkla
elde edecekleri için çok sevinirler, bayram ederler.
At ölür meydan (nalı) kalır, yiğit ölür şan (namı) kalır.
İnsan, yaşamını olumlu, verimli işler yaparak geçirdiyse, öldükten sonra da
insanların gönüllerinde yaşar; adı saygıyla anılır.
Ata eyer gerek, eyere er gerek.
Bir işten verimli sonuç elde edebilmek için önce gerekli hazırlıklar yapılmalı-
dır; sonra da o işin iyi yürüyebilmesi için başına nitelikli bir kimse getirilmelidir.
Örneğin, bir fabrikanın verimli çalışabilmesi için, yeterli teknik donatımı ile birlikte iyi bir yöneticiye ihtiyacı vardır.
Atın ölümü arpadan olsun.
Çok sevilen bir şey yapılırken ya da sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü
de olsa katlanılacağını anlatır.
Atlar nallanırken kurbağalar ayak uzatmaz.
1. Herkese becerisine, seviyesine, yaşına uygun bir iş verilir. Hiç kimse lâyı
k olmadığı göreve talip olmamalıdır.
2. Küçükler büyüklerin yanında hadlerini bilmelidir.
Atlar tepişir, arada eşekler ezilir.
Büyüklerin çatışmasından küçükler zarar görür. Güçlü kimselerin ya da yönetimde
bulunanların çıkar çatışmaları, alt kademedeki insanlara zarar verir.
Ata dostu, oğula mirastır.
Baba dostu, babamız öldükten sonra bize kalan en değerli miras gibidir. Bizi
yalnız ve çaresiz bırakmaz, bizi korur. Sorunlarımıza eğilir, bize yol gösterir.
Ata malı mal olmaz, kendin kazanman gerek.
Babadan kalan mirasa güvenilmemelidir. Kişinin gerçek malı kendi alın teri
ile kazandığı maldır. Alın teri dökülmeden gelen kazanç kolayca çarçur edilir.
Atalar sözünü tutmayanı yabana atarlar.
Atalarımızın yaşam deneyimlerini yansıtan sözler, bizim dünya görüşümüzün
oluşmasına katkı sağlayan yargılardır. Bu sözlere değer vermeyen, gelenekleri,
görenekleri küçümseyen kişiler toplumda saygınlık kazanmazlar. Böyle
kişilerle herkes ilişkisini keser.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Felâketlerin neden olduğu bir acıyı onu çekenden başkası tam anlayamaz
ya da aynı ölçüde üzülemez. Başkalarının felâkete uğrayanlara üzülmesi gelip
geçicidir.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Her olayın varlığını gösteren bazı belirtiler vardır. Küçük de olsa birtakı m belirtiler önemli
olaylara işarettir. (Halkımızda, her söylentinin gerçek bir nedene dayandığına ilişkin yaygın bir
görüş hâkimdir.)
Ateşle barut bir yerde durmaz (olmaz).
Bir arada bulunmaları tehlikeli olan nesneleri ya da kişileri birbirinden uzak
tutmaya özen göstermeliyiz.
Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz.
Kuşlar, doğanın sunduğu çok geniş ortamlarda yaşadıkları hâlde avlanmaktan
kurtulamazlar. Her kuş türü tuzaklar kurularak avlanabilir. İnsanlar da öyledir.
Hiç akıllarına bile getirmedikleri bazı kötülüklerle karşılaşırlar, bunlardan etkilenirler.
(Yaşamdan her türlü sürpriz beklenmeli ve bu durumlara hazırlıklı olunmalıdır.)
Ava giden avlanır.
Başkalarına zarar vermeye çalışan kimse, düşündüğü zarara kendisi uğrayabilir.
(Birtakım çıkarlar sağlarken, başkalarının haklarına zarar vermemeliyiz.)
Avcı ne kadar al (hile) bilirse, ayı o kadar yol bilir.
Bir kimse, başkasını yenmek için birtakım ustalıklara başvururken, karşısındakinin
de aynı yollara başvuracağını hesaba katmalıdır.
Avrat var, ev yapar; avrat var, ev yıkar.
“Yuvayı dişi kuş yapar.” diye bir atasözümüz vardır. Aileyi çekip çeviren,
ayakta tutan kadındır. İyi bir kadın aileye düzen verir, huzur getirir. Kimi kadınlar
da kişiliklerindeki bozukluklar nedeniyle ailenin düzenini bozarlar, mutsuzluğuna
yol açarlar.
Ay ışığında ceviz silkilmez.
Her iş, yerinde ve zamanında yapılmalıdır. Ön hazırlıkları tamamlanmadan
başlanılan işten verimli sonuç alınamaz.
Ay (gün) var yılı besler, yıl var ayı (günü) beslemez.
Kimi zaman koşullar çok elverişlidir. Bir aylık gelir bir yıl yetecek kadar çok
olur. Kimi zaman işler çok ters gider, bir yıllık kazanç bir aylık ihtiyacı karşılayamayacak
kadar az olur.
Ayağa değmedik taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz.
İnsan yaşamı boyunca pek çok kötü olayla karşılaşır. Bu olaylardan tamamen
uzak yaşamak insanın elinde değildir.
Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin.
Sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmek istiyorsanız, ayağınızı sıcak, başınızı
serin tutunuz. Her şeyi kendinize dert etmeyiniz.
Ayağını yorganına göre uzat.
İnsan, birtakım ekonomik sıkıntılara düşmemek için geliri ile gideri arasında
bir denge kurmalıdır. Giderlerini gelirlerine göre ayarlamalıdır.
Ayının kırk türküsü var, kırkı da ahlat üstüne.
İnsanlar, hangi konuya daha çok önem veriyorlarsa hep o konu üzerinde
konuşma ihtiyacı duyarlar. Bazı insanlar, kafalarına taktıkları bir şeyi her zaman
ve her yerde tekrarlayıp dururlar.
Avrat: Anadolu’da kadın, eş anlamına gelmektedir.
Az ateş çok odun yakar.
Dikkate alınmayan küçük bir tehlike, uygun bir ortam bulunca önüne geçilmesi
zor zararlara yol açar.
Az el aş kotarır, çok el iş kotarır. (Az eli aşta gör, çok eli işte gör).
Bir iş niteliğine uygun miktarda kişi tarafından yapılmalıdır. Bazı işlere çok
kişinin karışması faydadan çok zarar getirir. Yemek pişirmek gibi. Fakat başka
bir işi, birçok insan bir arada çalışarak kısa sürede bitirebilir.
Az olsun, uz (öz) olsun.
Bir işin ya da kazancın az olması önemli değildir. Yeter ki yapılan iş yararlı
sonuç versin; elde edilen kazanç ihtiyaçları karşılasın.
Az tamah, çok ziyan (zarar) getirir.
Kimi insanlar azla yetinmesini bilmezler; emeklerinin karşılığını azımsarlar.
Daha çok kazanmak isterler. Bu da kimi zaman onları bazı yanlış işlere sürükler.
Sonunda istediklerine kavuşamadıkları gibi, birtakım zararlara da uğrarlar.
Az veren candan, çok veren maldan.
Yoksul bir kişinin yaptığı küçük bir yardım, içten ve fedakârca olduğu için
daha değerlidir. Varlıklı bir kişinin yaptığı yardım nicelik yönünden çok olmasına
karşın fedakârlık sayılmaz.
Aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz.
Bazı kişiler aza kanaat etmezler. Azların bir araya gelerek çoğu oluşturdu-
ğunu anlamazlar. Ne kadar çalışılırsa çalışılsın “çok”a hemen kavuşulamaz. Azları
n çok hâline gelmesi, düzenli ve uzun süreli bir çalışmayı gerektirir.
Azıcık aşım, kaygısız (ağrısız) başım.
Önemli olan zenginlik değildir; huzurlu bir yaşamdır. Orta hâlli ve huzurlu bir
yaşam, zengin fakat huzursuz bir yaşama tercih edilmelidir.
Azrail gelince oğul uşak sormaz.
1. Azrail bir kimsenin canını almaya geldiği zaman “geride çoluk çocuğu kalacak”
diye düşünmez.
2. Azrail, insanların yaşına bakmaz; büyük küçük demez. Ölüm sırası gelenlerin
canını alır. Ölüm karşısında ayrıcalık yoktur.

-B-


Baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş.
Babalar, çocuklarının yetişmesi için büyük fedakârlıklarda bulunurlar. Her
nedendir bilinmez kimi çocuklar bu gerçeği anlayamaz, hayırsız olurlar.
Babanın (atanın) sanatı oğula mirastır.
Çocuk ilkin babasının işine ilgi duyar ve giderek bu işte ustalaşır. Büyüdüğü
zaman, babasından öğrendiği bu sanatı meslek edinir. Baba mesleği de miras
yerine geçer.
Baca eğri de olsa dumanı doğru çıkar.
Toplumda saygınlık kazanmış bazı kişi ve kurumlar vardır. Koşullar ne kadar
elverişsiz olursa olsun bunların niteliğinde herhangi bir değişiklik olmaz.
Bağa bak, üzüm olsun, yemeye yüzün olsun.
Kişi, karşılık beklediği işten istediğini alabilmek için gereken harcamaları
yapmalıdır. Hiçbir ürün, emek vermeden elde edilemez.
Bahşiş (beleş) atın dişine bakılmaz.
Para verilmeden sağlanan bir şeyin ufak tefek kusurları hoş görülmelidir.
(Karşılıksız verilmiş bir şeyde eksik noksan bulmaya çalışmak doğru değildir.)
Bahtsızın bağına yağmur, ya taş yağar ya dolu.
Talihsiz bir insanın tüm işleri ters gider. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, tersliklerden
kurtulamaz.
Bakmakla usta olunsa, köpekler kasap olurdu.
Bir şeyi öğrenmek için bazı denemeler yapmak gerekir. Uygulama yapmadan,
sadece seyrederek bir şeyi öğrenmek mümkün değildir. Sadece bakmakla
yetinilir, denemekten kaçınılırsa hiçbir olumlu sonuç alınamaz.
Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
Yararlandığımız araç ve gereçler sürekli bakım ve onarım gerektirir. Bakımı
iyi yapılmayan şeyler, kendilerinden beklenen yararı sağlayamaz.
Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
Sözde kalan dilek ve tasarıların iş bitirmede hiçbir etkisi olmaz. Emek vermeden,
çaba göstermeden sadece sözünü ederek bir işi sonuçlandırmak mümkün
değildir.
Bal olan yerde sinek de olur (bulunur).
Güzel bir şeyin çevresinde, ondan yararlanmak isteyen asalaklar da bulunur.
Bal tutan parmağını yalar.
Bir kimse içinde bulunduğu, görev aldığı işten az ya da çok kazanç sağlar.
Bu onun hakkıdır.
Bana dokunmayan (beni sokmayan) yılan bin yaşasın.
Yalnızca kendi çıkarını düşünen kimse, başkalarına kötülük eden kişiye,
kendisine zararlı olmadığı sürece kayıtsız kalır. Kendisine kötülüğü dokunmayan
kişiye dokunmak istemez. Ancak kendi mutluluğunu, toplumun mutluluğu ile
bir tutan kişiler, bu sözün karşısındadırlar.
Baş ağır gerek, kulak sağır.
Toplumda saygın bir kişi olmak için ağırbaşlı olunmalı, her türlü dedikodu,
kışkırtma vb. ye kulak verilmemelidir.
Baş dille tartılır.
Düşünceler, dil aracılığı ile ortaya konur. Bu nedenle bir kimsenin akıllı olup
olmadığı, söylediği sözlerden anlaşılabilir.
Baş nereye giderse, ayak da oraya gider.
Bir toplumda yöneticilerin davranışları halkın davranışlarını da etkiler. Yöneticiler
nasıl davranırsa, yönetilenler de öyle davranır. Yöneticiler yasalara, gelenek
ve göreneklere bağlı iseler halk da onların yolundan gider. Yönetici niteliksizse
halkta da bir yozlaşma başlar.
Baş olan boş olmaz (olmamalıdır).
1. Belirli bir işi olan kişinin boşa harcayacak zamanı yoktur.
2. Bir yere yönetici olan kişi bilgisi, deneyimi ve sağlam kişiliğiyle o makamı
doldurmalıdır.
Baş sallamakla kavuk eskimez.
Bir kimsenin her söylediğine “evet efendim, peki efendim, doğru, çok iyi” diye
karşılık vermek insana zarar getirmez denir; ancak böyle bir tavır kişiliğimize
zarar verebilir.
Baş yarılır börk (fes) içinde, kol kırılır kürk (yen) içinde.
Aile içindeki, arkadaşlar arasındaki uyuşmazlıklar yabancılara duyurulmamalı
dır. Bunlar bir sır olarak saklanmalıdır. Bu gibi olayların başkalarına anlatılması
bazı sakıncalar doğurabileceğinden gizli tutulmasında yarar vardır.
Başın sağlığı, dünya(nın) varlığı.
Dünyada her işin başı sağlıktır. Sağlık en büyük zenginlik sayılır. Dünyada
sağlıklı olmaktan daha değerli zenginlik yoktur.
Başını acemi berbere teslim eden, pamuğu cebinden eksik etmez (etmesin).
İş başına tecrübesiz ve bilgisiz kimseleri getirenler, olabilecek tüm sıkıntılara
zararlara katlanmaya hazır olmalıdırlar.
Baykuş viraneyi gülistana değişmez.
Her varlık kendi çevresini, alıştığı yeri sever. Daha iyi bile olsa başka yere
gitmez.
Bedava sirke baldan tatlıdır.
Masrafsız ya da emeksiz elde edilen şeylere herkes ilgi gösterir, bunlarda
kusur aramaz. Para ödenmeden elde edilen şeyler çok hoşa gider.
Bekâra (ergene) karı boşamak kolay (gelir).
Başından o işle ilgili bir olay geçmeyen kişinin o işi haŞfe alması, önemsememesi
doğaldır. Ama o işin her yönünü bilenler daha dikkatli olurlar. O işin yabancı
sı olan biri doğru değerlendirmeler yapamaz.
Bekârlık sultanlık.
Bekârlığın evlilikten daha rahat olduğunu anlatmak için söylenen bir atasözümüzdür.
(Kendisinde aile sorumluluğunu taşıyacak gücü bulamayan, özgür
yaşama biçimini tercih eden biri için bekârlık ısrarla istenilen ve savunulan bir
durumdur.)
Besle kargayı, oysun gözünü.
İnsanlar iyilik yapmayı severler. Bu iyilikleri bilmeyenler, unutanlar da çıkar.
Bu gibi kişilerden her türlü kötülük görülebilir. (Bu atasözü, nankörlük edenler
için söylenir.)
Beş parmak bir olmaz (değil).
Ana ve babaları bir olduğu hâlde kardeşler arasında çeşitli yönlerden farklı-
lıklar bulunur. Zekâları, yetenekleri ayrı ayrıdır. Bu farklılıklar onları toplumda
başarılı ya da başarısız yapar.
Beş parmağın hangisini kessen acımaz?
İnsan çocukları arasında ayırım gözetmez. Çocuklarının görebileceği zararlara
aynı derecede üzülür.
Beterin beteri var(dır).
Herhangi bir felâketle karşılaşan kişi, karşılaştığı felâketten daha büyük felâketlerin
de başına gelebileceğini düşünerek avunur.
Beyler buyruğu yoksula kan ağlatır.
Halkı yönetenler bazen öyle ters kararlar alırlar, o kadar çok vergi toplarlar
ki halk bu kararlar altında ezilir, sıkıntılı durumlara düşerler.
Bıçak yarası onulur (geçer), dil yarası onulmaz (geçmez).
Bıçağın açtığı yara bir süre canımızı yakar; yara kapanınca acısı haŞşer ve
giderek kaybolur. Ama hakaret, ağır söz gibi gönül kırıcı davranışlar hiçbir zaman
unutulmaz. Değişik vesilelerle hatırlandığında aynı acıyı verir.
Bıçağı kestiren kendi suyu, insanı sevdiren kendi huyu.
Bir nesnenin ya da insanın değeri kendi öz niteliklerinde yatar. Bıçağın iyi
kesmesi çeliğe iyi su verilmesi ile mümkündür. İnsanlar da güzel huylarından
ötürü sevilip sayılırlar.
Bilmemek ayıp değil, sormamak (öğrenmemek) ayıp.
İnsanın dünyada olup biten her şeyi bilmesine olanak yoktur. Bu bir kusur
sayılmaz. Ama bilmediklerini sorup öğrenmemek ve bu yüzden yanlışlar yapmak
eleştirilecek bir durumdur. Bilmediklerimizi mutlaka sorup öğrenmeliyiz.
Bin bilsen de bir bilene danış.
Bir insan her şeyi ne kadar iyi bilirse bilsin, gene de onu kendisinden daha
iyi bilen bulunabilir. Bilgili ve deneyimli insanların görüşlerini almakta yarar vardır.
Bin dost az, bir düşman çok (fazla).
Dostlarımız dertlerimizi paylaştığımız, maddî ve manevî destek aldığımız
insanlardır.
Dostlarımız ne kadar çok olursa mutluluğumuz da o kadar artar. Fakat düşman
bir tane bile olsa insanı hayattan bıktırır, maddî ve manevî yönden sıkıntı
içine sokar.
Bin nasihatten bir musibet yeğdir.
Bazı insanlar, yanlış yolda oldukları konusunda verilen öğütlere kulak asmazlar.
Kendi bildiklerini okumaya devam ederler. Ancak karşılaştıkları bir felâkette
gerçeği anlarlar. Yaşanmış olaylar, öğütlerden çok daha etkilidir.
Bin ölçüp bir biçmeli.
Bir işe girişmeden önce, uzun uzun düşünmeli, sağlam kararlar almalıyız.
Böyle yaparsak işlerimizde başarılı oluruz.
Bir adama kırk gün (deli dersen deli, akıllı dersen akıllı olur) ne dersen o olur.
Bir kimseye sürekli telkin yapılarak bilinç altına bazı duygular ve inançlar
yerleştirilebilir.
Bir adamın adı çıkacağına canı çıksın.
Adı kötüye çıkan kişiler, gerçekte kötü olmasalar bile toplumun bu yargısını
kolay kolay değiştiremezler. Sevilmezler, sayılmazlar; işsiz güçsüz kalırlar.
Bir ağaçta gül de biter diken de.
Bir ailede, bir eğitim kurumunda iyi insanlar kadar kötü insanlar da yetişebilir.
Bunun nedenleri çok farklıdır. Yalnızca aileyi ya da okulu suçlamak doğru olmaz.
Bir ağızdan çıkan, bin ağıza (dile) yayılır.
Bir kimse, yayılmasını istemediği bir sırrını kimseye söylememelidir. Çünkü
ortaya atılan bir söz çok çabuk yayılır; kısa bir süre sonra herkesin konuştuğu
konu hâline gelir.
Bir baş soğan bir kazanı kokutur.
Kötü bir kişinin söylediği sözler, yaptığı davranışlar, içinde bulunduğu topluluğ
u rahatsız eder, huzuru kaçırır.
Bir çiçekle yaz (bahar) olmaz (gelmez).
Küçük bir belirtiyle, özlenen güzel günler gelmiş sayılmaz; doyurucu sonuca
ulaşılmaz.
Bir çöplükte iki horoz ötmez.
Bir yerde iki kişi baş olmaz. Biri ne yapar yapar ötekini oradan uzaklaştırır.
Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış.
Bazen bir kimsenin yaptığı yersiz bir iş, birçok kimse tarafından düzeltilemez.
Çünkü yapılan iş hiçbir kurala uymaz.
Bir elin nesi var, iki elin sesi var (Bir elin sesi çıkmaz).
Her işi tek başımıza, kendi olanaklarımızla yapamayız. Bir başkasının yardı
mına gereksinme duyarız. Yardımlaşarak işler daha kolay başarılır.
Bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin duymasın.
Yapılan bir iyilik gizli tutulmalı, onunla övünülmemelidir. Bu iyilik ya da yardı
m ün kazanmak amacıyla yapılmadığı için herkese söylenmemelidir.
Bir finncan (acı) kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
İyilik küçük de olsa unutulmaz.
Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır.
Güzel şeyi herkes ister ama o, ancak bir kişiye kısmet olur.
Bir koyundan iki post çıkmaz.
Bir kimseden, gücünün yetmediği özveriyi beklememek gerekir. O kimseden
verebileceği oranda bir şey alındıktan sonra, aynı şeyi bir kez daha almaya
çalışmak boş bir girişimdir.
Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır (dokunur).
Bir kimsenin yaptığı kötülükler, sadece kendisini kötü insan olarak tanıtmakla
kalmaz. Çevresindeki insanları da rahatsız eder; zararlara yol açar.
Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.
Bazı olayları ya da görevleri önemsiz, küçük görürüz; onlara değer vermeyiz.
İhmallerimiz yüzünden uğradığımız büyük zararlar, önemsiz saydığımız küçük
şeylerden çıkmıştır. Basit bir vida eksikliği koskoca makineyi işlemez duruma
getirebilir. Bir çivi eksikliğinden ötürü çıkan nal atımızın sakatlanmasına neden
olabilir.
Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, sonunda yakalanırsın çekirge
(üçüncüsünde avucuma düşersin çekirge).

Birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çıkarak yapanı kötü bir
duruma düşürür, suçlu cezasız kalmaz.
Bir tepe yıkılır, bir dere dolar.
Dünyada hiçbir şey kaybolmaz, yalnızca biçim ve yer değiştirir. Birinin kaybettiğ
ini başkası bulur, zengin yoksullaşırken, yoksul zenginleşir.
Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.
Bir şeyden yalnız bir ya da birkaç kişi yararlanır da başkalarına yararlanma
olanağı verilmezse bundan büyük sorunlar çıkar. Halkın bir bölümü lüks bir yaşam
sürerken bir bölümü de yoksulluk içinde kıvranırsa, bu toplumda büyük bir
kargaşa çıkabilir.
Boğaz dokuz (kırk) boğumdur.
Bir söz iyice düşünmeden söylenmemelidir. O sözün nasıl bir etki yapacağı
hesaplanmalı ki herhangi bir sakınca yaratmasın.
Bol bol yiyen bel bel bakar.
Kazandığı parayı bol bol harcayıp, geleceği için hiçbir şey ayırmayan kişi
sonunda büyük sıkıntılara düşer.
Borç iyi güne kalmaz.
Ertelenen borç artar. Daha ters bir günde kapıya dayanır. Daha büyük sı-
kıntılara yol açar. Borcu ilk fırsatta ödemek yerinde olur.
Borç ödemekle, yol yürümekle tükenir (biter).
Birden ödenemeyecek kadar çok olan borcumuzu, azar azar ödeyerek,
uzun bir yolu da sabırla yürüyerek bitirebiliriz.
Borç yiğidin kamçısıdır.
Borç, kişiyi daha çok çalışmaya zorlar. Borcu, onu daha çok çalışmaya iten
bir kamçı gibidir.
Borç yiyen kesesinden yer.
Borçla alış veriş yapan, aldıklarının parasını hemen vermez ama aldıkları-
nın karşılığı kesesinden çıkacaktır. Bu kişi, bir süre sonra borcunu ödemek zorundadır.
Borçlu ölmez, benzi sararır.
Borç kişiyi öldürmez, ancak hasta edecek kadar üzer, tedirgin eder.
Borçlunun dili kısa gerek.
Borçlu, alacaklı durumda olan bir kimse için ileri geri konuşmamalıdır.
Boş çuval ayakta (dik) durmaz.
Bilgisiz, yeteneksiz ve deneyimsiz bir kişi, hiçbir işte dikiş tutturamaz.
Boş fıçı (teneke) langırdar (tangırdar).
Bir konu üzerinde kulaktan dolma, yarım yamalak bilgisi olanlar, hemen bilgiçlik
taslamaya kalkarlar. Böyleleri için önemli olan gösteriştir. Çok konuşarak
bunu sağlamaya çalışırlar.
Boş torba ile at tutulmaz.
1. Bir işte başarılı olabilmek için bilgi ve yeteneğin yanında fedakârlık da
gerekir. Bir işin gerektirdiği fedakârlıklardan kaçınılırsa istenilen sonuç elde edilemez.
2. Çıkar ve karşılık gösterilmeden bir kimse bir yere bağlanmaz.
Boşboğazı ateşe atmışlar, “odun yaş (az)” demiş.
Boşboğaz bir kişi, herkesin sustuğu en tehlikeli bir anda bile dilini tutamaz.
Boynuz kulaktan sonra çıkar, ama kulağı geçer.
Bir meslek dalında ya da bilim alanında en üst düzeye ulaşmış kimseler bile,
kendilerinden sonra gelenler tarafından aşılabilirler. Böyle olması, toplumun
ilerleyebilmesi bakımından iyi bir durumdur.
Bu gün bana ise yarın sana.
Bugün birinin başına gelen kötü bir durumun, daha sonra başkasının da başı
na gelebileceğini hatırlatmak için söylenir.
Bugünkü işini yarına bırakma.
Her işin belirli bir süre içinde bitirilmesi gerekir. Bugün yapılması gereken iş,
sudan nedenlerle yarınki günlere bırakılırsa, yarınki işler daha da sıkışır; tümünü
yapmaya zaman yetmez. Ayrıca, bazı işler gününde yapılmazsa önemini yitirir.
(Her iş zamanında ve gerektiği şekilde yapılmalıdır.)
Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir. (Yarınki kazdan bugünkü tavuk yeğdir.)
Elde edilmiş bir kazanç, umulan daha büyük bir kazanca feda edilmemelidir.
Az bile olsa elde edilmiş kazanç tercih edilmelidir. Yarınki kazançla ilgili hiç
hesapta olmayan aksilikler çıkabilir.
Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa ermeyince (düşmeyince).
İnsan, bir şeye tam olarak sahip olmadan, o şeye sahip olduğunu söylememelidir.
Evlâdın nasıl biri olduğu da ancak yoksulluk durumunda anlaşılır. Varlıklı
iken bunu anlamak zordur.
Buldum bilemedim, bildim bulamadım.
Kişi, elinde fırsat varken bundan yararlanmayı bilmez. Yararlanma yollarını
öğrendiği zaman da değerlendirecek fırsat bulamaz.
Bülbülü altın kafese koymuşlar “ille de vatanım” demiş.
Kişi, yurdu dışında ne kadar zengin olursa olsun, yine de yurdunu özler.
Yurdumuz, üzerinde doğup büyüdüğümüz, eğitimimizi aldığımız, kutsal saydığı-
mız bir yerdir.
Bülbülün çektiği dili belâsıdır.
İlerisi düşünülmeden, gelişigüzel söylenen söz insanın başına dert açabilir.
(Dilimizi tutmasını bilmeliyiz.)
Büyük balık küçük balığı yer (yutar).
Doğada ve toplumda gözlenen olaylar gösteriyor ki güçlüler, güçsüzleri ezer.
Büyük başın derdi büyük olur.
Büyük işlerin başında bulunanların karşılaşacağı güçlükler de çoktur. Büyük
sorumlulukların altına giren kişiler pek çok sorunla uğraşmak zorunda kalırlar.
Bir işin hacmi büyüdükçe sıkıntıları da artar.
Büyük lokma ye, büyük (söz) söyleme.
Bazı kişiler, gerçekleştiremeyecekleri işler hakkında abartılı iddialarda bulunurlar.
İnsan, başaramayacağı, sonuçlandıramayacağı bir konuda kesin sözler
söylememelidir.

-C-,-Ç-

Cahile lâf (söz) anlatmak, deveye hendek atlatmaktan güçtür (zordur).
Cahil ya da bilgisiz dediğimiz insanlar, belirli bir kültür düzeyine ulaşamadı
kları gibi pek çok konuda da inatçılık ederler. Böyleleri ile konuşup anlaşmak
çok zordur.
Cahilin dostluğundan, âlimin düşmanlığı yeğdir.
Dostluk anlayışla, özveriyle, bilgiyle gelişir. Bu özellikler, cahil kişide pek
bulunmaz. Bu nedenle cahille kurulan dostluklar çoğu zaman zararlı olur.
Can boğazdan gelir.
Sağlıklı yaşamak için iyi beslenmek gerekir. İnsan, yiyeceğine önem vererek
güçlenebilir. Başarılı olmamızda iyi beslenmenin büyük rolü vardır.
Can canın yoldaşıdır.
İnsanlar tek başlarına yaşayamazlar. Konuşup dertleşmek, iş yapmak için
başka insanlara ihtiyaçları vardır.
Can çıkmayınca huy çıkmaz. (Huy canın altındadır).
Huy, insan kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Yaşam boyu varlığını sürdürür.
Davranışlarla, sözlerle, duygu ve düşüncelerle kendini belli eder.
Cefayı çekmeyen, safanın kadrini bilmez.
İnsanoğlunun yaşamı sıkıntılarla doludur. Hemen her sıkıntının sonunda kişi
rahata kavuşur. Sıkıntıya düşüp acı çekmeyenler, sürdürdükleri rahatlık ve
mutluluğun değerini yeterince anlayamazlar.
Cins horoz yumurtada öter.
Soylu ve değerli olacak çocuk, daha bebekliğinde anlaşılır.
Cins kedi ölüsünü göstermez.
Soylu kişi, kötü durumunu belli edecek davranışlardan kaçınır.
Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler.
Kendisinin cömert olduğuna inandırılan bazı insanlar, cömertliklerini göstermek
için bol para harcarlar. “Sen çok yiğitsin” diye pohpohlanan insanlar da yi-
ğitlik göstermek üzere giriştiği kavgalarda yaşamını bile yitirebilirler.
Cömertle nekesin (nekesle cömerdin) harcı birdir.
Temel gereksinmelerin karşılanması için yapılan harcamalarda cömert de
cimri de aynı parayı öder. Cimri, ucuz diye bir şeyin kötüsünü alır, ama aldığı kı-
sa sürede kullanılmaz duruma geldiği için yenisini almak zorunda kalır. Cömert
ise çok para ödeyip her şeyin iyisini alır. Sonuç olarak cömert de cimri de aynı
parayı ödemiş olurlar.
Çağrılan (çağrıldığın) yere erinme, çağrılmayan yere görünme. (Çağ-
rıldığın yere git, ar eyleme; çağrılmadığın yere gidip yerini dar eyleme).

İnsanın çağrıldığı yere gitmesi bir nezaket gereğidir. Çağrılmadığı yere gitmemesi
gerekir; giderse yüzsüzlük ve arsızlık yapmış olur.
Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.
Kötülükler kötülükle, iyilikler iyilikle karşılanır. Kötülük yapanlara iyilikle karşılık verildiği sık rastlanan bir durum değildir.
Çam sakızı çoban armağanı.
Verilen bir armağanın sunulduğu kimsenin değerine uygun olmadığını ve
verenin gücünün ancak buna yettiğini özür yollu anlatmak için söylenir. (Arma-
ğanın maddî değeri değil, manevî değeri gözetilmelidir.)
Çatal kazık yere batmaz (çakılmaz).
Birden fazla kişinin söz sahibi olduğu, yetkilerin ve sorumlulukların tek elde
toplanamadığı iş yürümez.
Çıkmadık canda umut vardır. (Çıkmadık candan umut kesilmez).
1. Hasta ölüm döşeğinde bile olsa, onun ölümünü kabullenemeyiz. İçimizde
hastanın kurtulacağına ilişkin bir umut vardır. Bu nedenle her tür iyileştirme yolunu
deneriz.
2. Elden çıkarmak zorunda kaldığımız bir şeyle henüz tüm bağlantılarımızı
kesmemişsek, üstün bir çaba göstererek onu yeniden kazanmayı umabiliriz.
(Çok kötü giden işlerimizde bile umudumuzu tümüyle yitirmemeliyiz.)
Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane “gelecek yıl” çıkmış.
Çiftçi, kötü iklim koşulları ve maddî olanaksızlıklar yüzünden bazen umdu-
ğu verimi alamaz; daha sonraki yıllara umut bağlar.
Çiğnemeden yutulmaz. (Lokma çiğnemeden yutulmaz.)
Lokmaları çiğnemeden yutamayız. Çünkü yemek borusu besinlerin çiğnemeden
yutulmasına uygun değildir. Bunun gibi, çalışmadan paraya, rahata,
mutluluğa kavuşamayız.
Çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış (kesmiş).
Bazı insanlar, kendilerine bir yetki verildiğinde “ne oldum delisi”ne dönerler.
Bu yetkiyi, en yakınlarının kötülüğüne yol açsa bile kullanmaktan çekinmezler.
Çirkefe taş atma üstüne sıçrar.
Edepsiz bir kimsenin tepkisine yol açacak davranışlarda bulunmamak gerekir.
Böylelerinin insana büyük zararı dokunur.
Çivi çıkar, ama yeri kalır.
Başkasına yaptığımız bir kötülüğü daha sonra gidersek bile, bu kötülüğün
izlerini gideremeyiz. Gönül yarası kapansa da unutulmaz.
Çivi çiviyi söker.
Güçlü bir şey kendisi kadar güçlü olan başka bir şeyle ya da durumla etkisiz
bırakılabilir.
Çobansız koyunu kurt kapar.
Her toplum bir lidere, yöneticiye ihtiyaç duyar. İyi yöneticiler toplumun kalkı
nmasında, yönlendirilmesinde önemli rol oynarlar. Yöneticisi, koruyucusu olmayan
toplum, başka toplumların egemenliği altına girer ya da yok olur.
Çocuk düşe kalka büyür.
İnsan yavrusu çok narindir. Gelişmesi belli bir süre içinde ve ağır ağır olur.
Bir yaşına doğru yürüme denemelerine başlar. Bu işi yaparken sık sık düşer,
ağlar. Anne ve babaların bu durumda endişeye kapılmaları gereksizdir.
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Çocuğa her türlü iş buyurulmaz. Çocuğun beceremeyeceği bir işi buyuran
kimse, bu işin yapılıp yapılmadığını anlamak için arkasından gitmek zorunda kalır. Çocuğun yediği helâl, giydiği haram.
Çocuğun beslenmesi için gerekli harcamalar yapılmalıdır. Ama ona pahalı
giysiler almak doğru olmaz. Çünkü çocuk bunları hem hor kullanır hem de çabuk
büyüdüğü için giysi uzun süre kullanılamaz. Böyle beş altı ay sonra değiştirilmesi
gerekecek bir çocuk giysisi için büyük paralar harcamak manasızdır.
Çok gezen, çok bilir.
Çok gezen kişi, gezdiği yerlerde çok şey öğrenir; yeni yerler öğrenir, yeni
dostlar edinir. Böylece bilgisini, kültürünü geliştirir.
Çok mal (para) haramsız, çok lâf (söz) yalansız olmaz.
Yasa dışı yollara başvurmadan, normal bir çalışmayla zengin olmak çok
zordur. Çok konuşan insan da bilerek ya da farkında olmadan yalan söyleyebilir.
Çok naz âşık usandırır.
Birçok konuda olduğu gibi nazlanmada da aşırıya gidilmemelidir. Kendisine
duyulan sevgiye ve bağlılığa güvenip yerli yersiz nazlananlar, bir süre sonra
çevresindekilerin uzaklaşmasına neden olurlar.
Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin.
Bir kimseye yerli yersiz öğüt vermek umulan faydayı sağlamaz. Bunlar o kişinin
arsız olmasına neden olur. Bunun gibi en temel gereksinmeleri bile karşılanamayan
insanlar da gereksinmelerini yasa dışı, ahlâk dışı yollardan karşılamaya
kalkarlar.
Çul içinde aslan yatar.
Bir kimsenin değeri dış görünüşüyle değil, kişiliğinin sağlamlığı ile ölçülür.
Çürük tahta çivi tutmaz.
Temel niteliklerini yitirmiş, çürümüş bir şeyi kullanılabilir bir duruma getirmek
olanaksızdır. Bu gibi şeyleri yenilemekten başka çare yoktur.

-D-


Dağ başından duman eksik olmaz.
Büyük sorumluluk isteyen görevleri yüklenen kimseler pek çok sorunla uğ-
raşmak zorunda kalırlar. Bu nedenle dertleri, sıkıntıları hiçbir zaman eksik olmaz.
Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.
Ne kadar uzak düşmüş olurlarsa olsunlar, insanlar günün birinde birbirleriyle
karşılaşabilirler.
Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden aşar.
Yaşamda, aşılması güç gibi görünen bazı engellerle, sorunlarla karşılaşırız.
Yenilmesi olanaksız gibi görünen zorlukların da bir çözüm yolu vardır. Aklımızı
iyi kullanıp, fırsatları iyi değerlendirirsek bu sorunları çözecek yolları bulabiliriz.
Dağda bağın var, yüreğinde dağın var.
Malı mülkü ya da evlâdı olanlar kaygı ve üzüntüden uzak olamazlar.
Damlaya damlaya göl olur. (Aka aka sel olur).
Küçük şeyleri küçümsemek doğru değildir. Bu küçük şeyler birikip büyük bir
varlık oluştururlar. Her çok azdan oluşur.
Danışan dağı aşmış, danışmayan(ın) yolu şaşmış.
Bir insanın her şeyi bilmesi olanaksızdır. Bilmediği konuları bilen kişilere soran,
en zor işlerin üstesinden gelir. Bilmediği konuları bilenlere danışmayanlar
sonunda birtakım zararlara uğrarlar.
Davacın kadı olursa, yardımcın Allah olsun. (Davacısı kadı olanın yardımcısı Allah olsun).
Bir anlaşmazlık durumunda hem davacı hem de yargılayacak kimse aynı kişi
olursa, haklı ile haksız ayırt edilemez. Adalet yerini bulamaz.
Davetsiz gelen (giden) döşeksiz oturur.
Bir yere çağrılı olmadan giden kimse saygı ve ilgi görmez. Böyleleri ağırlanmayı
beklememelidirler.
Davul dengi dengine (çalar).
Dostluk, arkadaşlık kuracak ya da evlenecek olanların birbirine denk olması gerekir.
Aralarında hiçbir ortak özellik bulunmayan insanların ilişkileri fazla uzun sürmez.
Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
İşin içinde olmayanlar o işi kolay ya da kârlı sanırlar. Öyle olaylar vardır ki
uzaktan bakan ona imrenir. Oysa içinde yaşayan kimseyi huzursuz eder. İşin
içine girerek ayrıntılı bir inceleme yaptığımız zaman hiç de özenilecek bir nitelik
taşımadığını görürüz.
Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan.
Tek yanlı iyi niyet ve sevgiyle ilişkileri geliştirmek çok zordur. Özellikle karı
koca ya da iş ortakları arasında karşılıklı saygı ve sevgi bulunmalıdır. İki taraf
da birbirine sevgi ve saygı beslerse anlaşma kolaylaşır.
Deli deliden hoşlanır, imam ölüden.
İnsanlar ya kendilerine benzeyen ya da yarar sağlayabilecekleri kişilerden
hoşlanırlar.
Deli deliyi görünce değneğini (çomağını) saklar.
Saldırgan kişiler, kendileri gibi saldırgan olanlara ses çıkaramazlar. Onlardan
aynı karşılığı alacaklarını bildikleri için çekinirler.
Deli dostun olacağına akıllı düşmanın olsun.
Bkz. “Akıllı düşman, akılsız dosttan yeğdir.”
Demir tavında dövülür.
Her işin yapılabilmesi için uygun olan bir zaman, bir durum vardır. Başarı,
zaman ve durumu iyi saptayıp gerekeni yapmakla elde edilir. Uygun zaman ve
durum göz önüne alınmadan yapılan iş başarısızlıkla sonuçlanır.
Deniz dalgasız olmaz, gönül sevdasız olmaz.
Her denizde az çok dalga bulunduğu gibi, her gönülde de bir sevda vardır.
(Gönül de, deniz gibi zaman zaman dalgalanıp sevdaya kapılır.)
Denize düşen yılana sarılır.
Güç bir duruma düşenlerin bundan kurtulmak için her türlü çareye başvurması
olağandır. Bu kişi için önemli olan o andaki güçlükten ya da tehlikeden kurtulmaktır.
Yeni tehlikeler doğuracağını bilse bile her çareyi denemekte sakınca görmez.
Dert ağlatır, aşk söyletir.
Dertler insanı üzer, bunaltır, acı verir; çaresizlik içinde kıvrandırır. Aşk da
bir tür derttir. Aşka tutulan kişi duygularını dışa vurarak rahatlamak ister, durmadan
konuşur.
Derdini söylemeyen derman bulamaz.
İnsan sıkıntısını başkasına açıklayarak giderebilir. Bizim çare bulamadığı-
mız bir derde başkaları çare bulabilirler. (Dertlerimiz bizim olanaklarımızı aşıyorsa
bunları yakınlarımıza anlatmalı, onların önerilerinden yararlanmalıyız.)
Dertsiz baş (kul) olmaz.
Herkesin az ya da çok bazı dertleri vardır. Maddî zorlukların aşılması dertlerin
bittiği anlamına gelmez. Yaşam sorunlarla doludur. Yaşayan bir kimsenin
dertsiz olduğu düşünülemez.
Destursuz bağa gireni sopa ile kovarlar.
Bir yere izinsiz girmek ya da bir işe izinsiz el atmak kötü karşılanır.
Deve boynuz ararken kulaktan olmuş.
Kimi insanlar, ellerindekilerle ya da bulduklarıyla yetinmezler. Daha fazlası-
nı isterler. Gözlerini hırs bürüdüğü için saçma sapan işler yaparlar. Sonunda ellerindekileri
de yitirirler.
Deve büyüktür, ama başını bir eşek çeker.
Görünüş bakımından büyük olmak her zaman akıl bakımından da büyük olma
anlamına gelmez. Akıllı insanlar, görünüş bakımından büyük olan pek çok
kişiyi yönetecek, peşinden sürükleyecek güçtedir. Tarih böyle örneklerle doludur.
Deveye “inişi mi seversin, yokuşu mu?” demişler; “düz yere (düze)
kıran mı girdi?” demiş.

Bir işi kolay yoldan, sıkıntı çekmeden yapmak varken, dolaylı yollara çekerek
sıkıntı yaratmanın anlamı yoktur.
Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.
Küçük bir çıkar peşinde koşmak, bazen kişinin büyük zararlara uğramasına
yol açabilir.
Devlet adama ayağıyla gelmez.
Hiçbir makam ya da zenginlik birtakım çabalar gösterilmeden kazanılmaz.
Her alanda başarı sabırlı ve düzenli bir çalışmayla elde edilebilir.
Devlet malı deniz, yemeyen domuz.
Devlete zarar vermeyi meslek hâline getiren çıkarcılar, “Devlet zengindir;
bu zenginlikten yararlanmaya bakınız; aksi takdirde aptal sayılırsınız.” derler.
Böyleler için devlet malı bitip tükenmez bir hazine gibidir. Bir yolunu bulup bu
zenginlikten yararlanmayan kişi aptaldır. (Bu sözle devlet malını sorumsuzca
kullananlar, devletin sırtından zengin olmak isteyenler eleştirilmektedir.)
Dikensiz gül olmaz. (Gül dikensiz olmaz).
İyi ya da güzel olan her şeyin az çok sıkıntı veren bir yanı da bulunur. Güzel
bir şeye sahip olan ya da olmak isteyen kişi, bu rahatsız edici şeyleri hoş
karşılamalıdır.
Dilin cirmi küçük, cürmü büyük.
Dil küçük bir organdır. İnsan, duygu ve düşüncelerini dil aracılığıyla aktarır.
Kişi duygu ve düşüncelerini akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden dile getirirse,
başına büyük belâlar açabilir.
Dilin kemiği yok(tur).
İnsan doğru ya da yanlış her şeyi söyleyebilir. Bazı kimseler dillerine hakim
olamazlar; bir söyledikleri bir söylediklerini tutmaz. En olmayacak lâşarı söylemekten
çekinmezler.
Dilencinin torbası dolmaz.
Başkalarından yardım alarak yaşamayı meslek edinmiş kimselerin isteği
bitmez. Bunlar verilenle yetinmez, her gün daha fazlasını isterler.
Dilenciye borçlu olma, ya düğünde ister ya bayramda.
Çıkarcı, aşağılık kişilerle ilişki kurmamak gerekir. Böyle kişiler, insanı en olmadı
k zaman ve durumlarda küçük düşürecek davranışlarda bulunabilirler. İnsanı
n onurunu kıracak sözler söyleyebilirler.
Dinsizin hakkından imansız gelir.
Acımasız olan kişiyi, kendisinden daha acımasız biri yola getirir.
Doğmadık çocuğa don (giysi) biçilmez.
Henüz olacağı ya da elde edileceği kesinlikle belli olmayan bir şey için önceden
birtakım hazırlıklar yapmak gereksizdir.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
Doğru olmakla birlikte başkalarının işine gelmeyen sözleri söyleyenler sevilmezler.
Doğruların söylenmesini çıkarlarına aykırı bulanlar, doğruları dile getirenleri
küçük düşürmeye çalışırlar. (Toplumda yalnız kalacağımızı bilsek bile
gerçekleri dile getirmekten kaçınmamalıyız.)
Doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek.
Her zaman doğruları ifade etmekten çekinmeyen bir kişi, pek sevilmeyeceği
için, bulunduğu yerden ayrılmaya hazır olmalıdır.
Doğru söyleyenin tepesi delik olur.
Doğruları dile getirenler, toplumda birçok düşman kazanırlar. Bunlar o kişiye
zarar verebilirler.
Dost acı söyler.
Gerçek dostlar, iyi ve kötü günlerimizde yanımızdadırlar. Yanlış davranışları
mızı hiç çekinmeden eleştirirler. Dost olan kimsenin söylediği söz, acı da olsa,
insanın iyiliği içindir. İlk söylendiğinde belki biraz üzülürüz ama daha sonra bu
uyarıların ne kadar yerinde olduğunu anlayıp takdir ederiz.
Dost başa bakar, düşman ayağa.
Toplumda dostlarımız olduğu gibi düşmanlarımız da vardır. Dostlarımız, yüzümüze
bakarak hangi durumda olduğumuzu anlamaya çalışırlar. Sıkıntılıysak
yardıma koşar, sevinçliysek buna ortak olurlar. Düşmanlarımız ise her an kayabileceğ
ini düşünerek ayağımıza bakarlar; zor durumda kalmamızı, gülünç duruma
düşmemizi beklerler. (Bu atasözü, temiz giyinmenin gerekliliğini de anlatır.)
Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur.
Bkz. “Bin dost az, bir düşman çok.”
Dost (akraba) ile ye, iç; alış veriş etme.
Dostlar arasındaki iyi ilişkilerin bozulmaması için birbirleriyle alış veriş etmemeleri
gerekir. Alış verişte kâr amacı güden tutum dostluğu bozar.
Dost kara günde belli olur.
İnsanlar arasında dostluğun değeri, ancak birbirlerine gereksinme duydukları
zamanda anlaşılır. Gerçek dostlar ancak sıkıntılı, üzüntülü günlerde insanı
yalnız bırakmamakta belli olur.
Dostun attığı taş baş yarmaz.
Dostun acı sözünden ya da sert davranışından insana kötülük gelmez.
Dostlar, bu tür davranışları iyilik için yapılmış olarak değerlendirirler.
Dostluk başka, alış veriş başka.
İki kişi arasındaki dostluk, alış verişte birinin ötekine özveri ile davranmasını
gerektirmez. Dostluk ilişkileri ile alış verişi birbirine karıştırmamak gerekir.
Dut kurusu ile yâr sevilmez.
Fedakârlık yapmadan hiçbir iş gerçekleştirilemez. Güzel bir şey elde edebilmek
için maddî ya da manevî bazı fedakârlıklarda bulunmamız şarttır.
Düğün aşı ile dost ağırlanmaz.
Herhangi bir kimseye ikram edilebilecek sıradan bir şeyi dostlarımıza sunamayız.
Konuk ağırlamanın değeri, özel hazırlıkta bulunmaktır.
Dünya malı dünyada kalır.
Bir maldan ancak yaşadığımız süre içinde yararlanabiliriz. Sahibi olduğumuz
şeyleri iyi değerlendirmemiz gerekir. Mal varlığımız hayatımızı kolaylaştırmalı,
bize ve çevremizdekilere mutluluk vermelidir.
Dünyanın ucu uzundur.
İnsan yaşadıkça çeşitli olaylarla karşılaşabilir. Bu yüzden her zaman geleceğ
ini düşünerek önlemler almalıdır.
Düşenin dostu olmaz (hele bir düş de gör).
Varlıklı, güçlü bir kimsenin çevresinde “iyi gün dostları” çoktur. Ancak gün
gelir de söz konusu kişi gücünü, zenginliğini yitirirse, çevresindeki sahte dostları
hemen dağılıverirler. Eski dostlarını sorunlarıyla başbaşa bırakırlar. Bu, büyük
bir vefasızlık örneğidir.
Düşmez kalkmaz bir Allah.
İnsanların talihsizliklere düşmeleri olağandır. Varlıklı iken yoksul, sağlıklı
iken hasta, güçlüyken güçsüz olabilir. Tam tersi de olabilir. Yalnızca Allah, bu
tür durumlardan uzaktır. Çünkü Allah her zaman güçlüdür.

-E-


Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane.
Ölüm herkes için kaçınılmaz bir olaydır. Her ölüm bir nedene bağlanır. Bu
nedenle, ölümün asıl nedeni olmayabilir. Bunlar bahanedir. Asıl neden kişinin
yaşama süresinin bitmesidir.
Ecele çare bulunmaz.
Çaresiz gibi görünen her güç işin bir çıkar yolu vardır. Fakat ölüme çare
yoktur.
Eceli gelen köpek cami duvarına siyer (işer).
Herkesin üzerine titrediği, kutsal saydığı şeyi kötüleyen, bozan kimse, bu
davranışının kötü sonucuna katlanır.
Edebi edepsizden öğren.
Edebsiz bir kişinin davranışlarının nasıl tepkiyle karşılandığını görerek bundan
ders çıkarırız. Bu kötü hareketleri yapmayız. Böylece edebi edepsizden öğ-
renmiş oluruz.
Eğilen baş kesilmez.
Bkz. “Aman dileyene kılıç kalkmaz.”
Eğreti (emanet) ata binen tez iner.
Ödünç alınmış araçlarla girişilen işler çok kez yürütülemez. Çünkü söz konusu
mal bir süre sonra geri verilecektir.
Eğri bakan eğri görür.
Bir işe yaklaşım biçimi çok önemlidir. O işe olumsuz yaklaşım, sonucu da
olumsuzlaştırır.
Eğri oturup doğru konuşalım.
Birisine karşı tutumumuz ne olursa olsun doğruyu söylemeliyiz. Doğruları
dile getirmekten kaçınırsak bu durum başkalarına zarar verebilir.
Ekmeden biçilmez.
Emek vermeden beklenen bir sonuca erişilmez. Hiçbir ürün, gerekli hazırlıklar
yapılmadan, çaba göstermeden elde edilemez.
Ekmek aslanın ağzında.
Geçim sağlayacak bir iş bulmak ve para kazanmak kolay değildir.
Ekmekle oynayanın ekmeğiyle oynanır.
Bir kişinin geçimini sağladığı işe engel olmamak gerekir. Gün gelir başkaları
nın geçim kaynağını kurutan kimse de aynı durumla karşı karşıya kalır.
El elden üstündür.
Bir toplumda bilgi ve beceri bakımından herkes aynı düzeyde değildir. Bir
kimse, kendisinden üstün bir başkasının da olabileceğini bilmelidir.
El eli yıkar, iki el de yüzü.
Başarılı olmanın en etkili yolu yardımlaşmaktır. Bir kişi yanındakine yardım
ederse, sonra her ikisi de birleşip başka kişilere yardımcı olabilirler. Yardımlaşma
ile işler daha çabuk bitirilir.
El ağzına bakan, karısını tez boşar.
Özel yaşamımızla ilgili konuları başkalarına anlatmamalıyız. Bu konularda
başkalarının düşüncelerine ve öğütlerine kulak asmamak gerekir. Aksi takdirde
aile düzenimiz, özel yaşamımız bozulur.
El atına binen tez iner.
Bkz. “Eğreti (emanet) ata binen tez iner.”
El elin eşeğini türkü söyleyerek arar.
Sorunumuzu en iyi şekilde ancak kendimiz çözebiliriz. Başkaları bu işi içtenlikle
değil, neşesinden geri kalmayarak yapar.
El için kuyu kazan, evvela kendi düşer. (Kazma kuyuyu kendin düşersin).
Başkalarına tuzak hazırlayan kişi, bu tuzağa önce kendisi düşebilir, kötülü-
ğe önce kendisi uğrayabilir.
El yarası onulur, dil yarası onulmaz.
Tartışmak, kavga etmek biz insanlara özgüdür. Kavgada kimi zaman yaralanı
r, kimi zaman da yaralarız. Yara derin de olsa bir süre sonra iyileşir. Ancak
kötü sözlerle karşımızdakinin kalbini kırmışsak, bu bağışlanabilecek bir şey de-
ğildir. Karşımızdaki bizi bağışlasa bile bu sözler onu hep rahatsız eder.
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.
Yaşamımızı sürdürebilmek için temel gereksinmelerimizi karşılamamız gerekir.
Bu konuda başkalarından gelecek yardımlara bel bağlayamayız. Başkaları
nın yapacağı yardım yeterli olamayacağı gibi zamanında da yapılamaz. (Temel
gereksinmelerimizin sağlanmasında öncelikle kendi olanaklarımıza güvenmeliyiz.
“El kazanı ile aş kaynamaz.”
Elin ağzı torba değil ki (çekip) büzesin.
Bazen, dedikodu konusu olmaya elverişli bir söz söylenir ya da bir davranı
şta bulunulur. Bunu herkes kendine göre yorumlayıp orada burada anlatmaya
başlar. Ne gibi önlemler alınırsa alınsın bu tür konuşmaların önüne geçilemez.
Bir kimseden başka bir kimseye bir öneri ulaştıran kimse bu aracılığından
ötürü sorumlu tutulup cezalandırılamaz.
Emanete hıyanet olmaz.
Emanet olarak bırakılan şeyi titizlikle korumak gerekir. Bize bırakılan emaneti,
nasıl aldıysak öyle geri vermeliyiz. Kendi işimizde ya da bir başkasının çı-
karı için kullanmamalıyız. Emanete herhangi bir zarar gelmesi dostlukları bozar.
Emek olmadan yemek olmaz.
Bir işte başarılı olmak için çalışmak gerekir. Geçimimizi ancak emeğimizle
sağlayabiliriz. Çalışmadan para kazanılmaz.
Er kocar, gönül kocamaz.
Kişi yaşlandıkça vücudu eski gücünü yitirir. Ama gönlündeki yaşama hırsını
ve coşkusunu kaybetmez, gönlü genç kalır.
Er olan ekmeğini taştan çıkarır.
Dürüst, mert ve çalışkan insanlar, en kötü koşullarda bile geçinmenin yolları
nı bulurlar. İşler ne kadar çetin de olsa çalışkan insan azminden ve gücünden
hiçbir şey yitirmez.
Eski dost düşman olmaz, yenisinden vefa gelmez.
Eski dostlar arasında güçlü bağlar oluşmuştur. Çünkü onlar acı tatlı nice
günleri birlikte yaşamışlardır. Bu kimselerin arasında bazı kırgınlıklar olsa bile,
işi düşmanlık boyutlarına vardırmazlar, küçük kırgınlıklar eski dostları birbirine
düşüremez. Yeni kurulan dostluklarda bu denli güçlü bağlar olmadığı için, belirli
bir güven henüz oluşmamıştır.
Eski düşman dost olmaz.
Bazı insanlar arasındaki düşmanlıklar köklü nedenlere dayanır. Eskiden beri
sürüp gelmiş olan bu düşmanlığı, dostluğa dönüştürmek hemen hemen olanaksı
zdır. Görünüşteki dostluk, özünde düşmanca unsurlar taşıdığı için yine de
tehlikelidir.
Eskisi olmayanın yenisi olmaz.
Eski, yeniye ulaşmak için bir basamaktır.
Eskiye rağbet (itibar) olsaydı, bit pazarına nur yağardı.
Eskiyerek değer yitirmiş şeylerin yeniden değer kazanması düşünülemez.
Yeni şeyler ilgi çekicidir. Herkes yeni şeyleri sever.
Eşek hoşaftan ne anlar.
Bilgisiz, görgüsüz, kültürsüz ve zevksiz bir kişi, herkesin beğendiği, güzel
bulduğu şeyleri küçümser. Onları değerlendiremez. Basit ve kaba şeylerden daha
çok zevk alır.
Eşek, kulağı kesilmekle küheylân olmaz.
Aslında niteliksiz olan bir şeye ne yapılsa değişmez. Şekil değişikliği ile bir
şeye benzemek gerçekte o şey olmak değildir.
Eşeğe altın semer vursalar, (eşek) yine eşektir.
İnsanlık değerlerini yitirmiş bir kişi, kılık kıyafetle, unvan ve makamla değerli
olamaz. Çünkü bu gibiler, söz ve davranışlarıyla ne kadar niteliksiz olduklarını
ortaya koyarlar.
Eşeğe (katıra) cilve yap demişler, çifte (tekme) atmış.
Kaba kişilerin, hoşa gitsin diye yaptıkları şakalarda bile incitici bir yan bulunur.
Hoşa gideyim derken komik duruma düşerler.
Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun der, kimi kısa.
Başkalarını ilgilendirmeyen önemsiz bir iş bile herkesin gözü önünde yapılmamalı
dır. Görenlerin ileri sürdüğü düşünceler sizi şaşırtabilir. Düşündüğünüzü
yapma olanağı bulamazsınız.
Eşeğini sağlam bağla, sonra Allah’a ısmarla (komşunu hırsız çıkarma).
İşlerimiz ya da mallarımız için gerekli güvenlik önlemlerini almalıyız. Çünkü
işimizin sağlama bağlanmasında ilk sorumlu biziz. İşimizi ya da mallarımızı yeterli
güvenlik önlemlerini almadan başkalarına emanet edersek bazı sakıncaları
n ortaya çıkması doğaldır.
Et tırnaktan ayrılmaz.
Yakın akrabalar ya da dostlar arasındaki bağ kolay kolay kopmaz. Bu kimseler
de zaman zaman anlaşmazlığa düşerler. Ancak bu anlaşmazlıklar hiçbir
zaman bağlılıkları koparacak kadar büyütülmez. Çünkü onların bağlılıkları çok
güçlü ve köklüdür.
Etek (el) öpmekle dudak (ağız) aşınmaz.
Bir iş için bazen ilgili kişiye yalvarıp yakarmak gerekebilir. Bundan kaçınmamalı
yız. Böyle yapmakla insandan bir nitelik eksilmez.
Eden bulur, inleyen ölür. (Etme bulursun, inleme ölürsün.)
Kötülük eden, kötülük bulur. Kimsenin yaptığı yanına kalmaz.
Ev alma, komşu al.
Bir ev satın alırken bazı özellikler ararız. Geniş olması, güneş görmesi, mutfağı
nın kullanışlı olması vb. gibi. Ama komşu evden daha önemlidir. Komşu kötüyse,
aldığımız ev ne kadar güzel olursa olsun, o evde rahat oturamayız, huzur
bulamayız. Yan yana yaşayacağımız kişiler, yaşadığımız yerden daha önemlidir.
Evdeki hesap çarşıya (pazara) uymaz.
Hemen her iş için bir ön hazırlık yaparız. Birtakım hesaplar çıkarırız, olası
sorunlara çözümler düşünürüz. Ancak uygulamada bazı terslikler başgösterebilir.
İş, umduğumuz gibi sonuçlanmayabilir.
Evi ev eden avrat (yurdu şen eden devlet).
Evin her yönüyle yaşanabilir duruma getirilmesinde kadının rolü çok büyüktür.
Evin bakımı, temizliği, düzeni, mutluluğu kadının iyi ve yetenekli olmasına
bağlıdır. Yurdun barış ve güvenliğini sağlamak da devletin görevidir.

Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
Yoksul olmak, az para kazanmak utanılacak bir durum değildir. Ancak hem
yoksul olup hem de tembellik ederse, bu ayıplanacak bir davranıştır.
Fare (sıçan) çıktığı deliği bilir.
Bir suç işlemeye niyet eden ya da gizli bir iş yapmaya niyetlenen kişi, yakalanma
tehlikesi belirince nereye kaçacağını iyi bilir; bunu önceden hesaplamıştır.
Faydasız baş, mezara yaraşır.
İnsanlar yaşadıkları süre içinde kendileri için, toplum için yararlı işler yapmalı
dırlar. Görevini yapmayan, başkalarının sırtından geçinerek yaşayan kişi
ölü sayılır.
Fazla (artık) mal göz çıkarmaz.
Ne kadar ve ne türden mal olursa olsun gözden çıkarılmamalıdır. Fazla mal
bize zarar vermez. Aksine ilerisi için gereklidir. Bugün fazla gördüğümüz mal,
ileride bize lâzım olacaktır.
Felek kimine kavun yedirir, kimine kelek.
Yaşam koşulları kişilerin mutluluğu ya da mutsuzluğu üzerinde etkili olur.
Şanslı insanlar, işleri yolunda gittiği için mutlu bir yaşam sürerken, şanssız insanlar
tüm çabalarına karşın hak ettikleri rahata bir türlü kavuşamazlar.
Fırsat sakal altından geçer.
Fırsatı yakalamak bazen çok kolaydır; yeter ki yakalayacak zaman iyi ayarlanabilsin.
Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar.
Yoksul bir kimsenin bir kenara koyacağı parası bulunmaz. Sürekli geçim sı-
kıntısı içindedir. Sermayesi olmadığı için gelir getirecek yerlere yatırım yapamaz.
Tek sermayesi el emeği ve kafa gücüdür. Kafa gücü ve el emeği ile zengin
olunmaz, ancak geçim sağlanabilir.

Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
Garip ve kimsesiz kişiler, Tanrı’nın kendilerine yardımcı olacağına inanırlar.
Bu inanç onlara çalışma gücü verir, hayata daha çok bağlanırlar.
Geçme namert köprüsünden, koparsın su seni.
Mert olmayan birine karşı minnet altında kalmaktansa sıkıntıya katlanmak
daha tutarlı bir davranış olur.
Geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler.
Geçmişte kalan olayların üzerinde takılıp kalmanın bir yararı yoktur. Bugün
ve gelecekte neler yapabileceğimizi düşünmeliyiz.
Gel demesi kolay, ama git demesi güçtür.
Bir kimseyi işe almak, konuk olarak ağırlamak kolaydır. Ancak işe alınan
kimse beklenen verimi veremiyorsa, konuk olarak çağırılan kişi de bir türlü gitmek
bilmiyorsa güç durumda kalırız. Bu nedenle bir kimseye “gel” demeden önce
çok iyi düşünmeliyiz.
Gelen geçer, konan göçer.
Dünyada her şey geçicidir. Hiçbir şey aynı kalmaz, değişir, yıpranır, biter.
İnsanlar bir yerden başka bir yere göçerler. Dünyaya gelen, ömrü bitince öbür
dünyaya gider.
Gelen, gidene rahmet okutur. (Gelen gideni aratır).
Bazen, beğenmediğimiz bir yöneticinin iş başından uzaklaştırılmasını ya da
hoşlanmadığımız bir kiracının evden çıkmasını isteriz. Yeni yöneticinin ya da kiracı
nın daha iyi olacağını umarız. Ancak durum umduğumuz gibi olmayabilir.
Yeni gelen yönetici ya da kiracı eskisinden daha kötü çıkabilir. Öncekileri aramaya
başlarız.
Gelin girmedik ev olur, ölüm girmedik ev olmaz.
Bazı erkekler şu ya da bu nedenle evlenip evlerine gelin getirmeyebilirler.
Ama ölüm herkes için kaçınılmaz bir gerçekliktir, herkesin evine girecektir.
Gelini ata bindirmişler, “ya nasip” demiş.
Kesin sonuç alınmadan hiçbir işe oldu bitti gözüyle bakılamaz. Beklenmedik
engeller çıkıp işi bozabilir.
Gemisini kurtaran kaptan(dır).
Ekonomik ve sosyal sorunlar yaşanan bir toplumda bazı insanlar her türlü
yönteme başvurarak kendi durumlarını iyileştirmeyi başarırlar. Yalnızca kendi
çıkarlarını düşünen bu kimseler, çıkarlarını güvenceye alır ve rahatlarlar. Ancak
bu tür girişimler, toplumsal düzenin sağlanmasına olumlu etki yapmaz; var olan
sorunları iyice artırır.
Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir.
Bir şeyin değeri, o şey elden gidince daha iyi anlaşılır. Gençlik de böyledir.
Genç insan bu dönemi gerektiği şekilde değerlendiremez, geçici zevkler uğruna
zamanını ve enerjisini boşa harcar. Yılların nasıl geçtiğinin farkına varmaz. Yaşlanı
nca, yapılması gereken çok şeyi yapmadığını görür. Artık bunları yapacak
gücü ve zamanı kalmamıştır. Geciken işlerini yapamadığı için üzülür. Gençliğin
ne kadar değerli olduğunu anlar. Ne çare ki iş işten geçmiştir.
Gençlikte para kazan, kazandıkça kur kazan.
Gençlik, insanın en verimli çağıdır. Bu çağı iyi değerlendirip maddî yönden
birikim yapanlar, yaşlılığını rahat ve huzur içinde geçirirler.
Gezen ayağa taş değer.
Gereksiz yerlerde dolaşan, uygunsuz davranışlarda bulunan kimse, bu gezisi
sırasında kendisine zarar verecek durumlarla karşılaşır.
Gizlide gebe kalan, âşikârede doğurur.
Toplumdan gizlenerek yapılan işler er ya da geç öğrenilir. Bu gizli işin kaçı-
nılmaz belirtileri ortaya çıkınca her şey toplumca bilinir duruma gelir.
Göğe direk, denize kapak olmaz.
İnsan hayal kurmadan duramaz. Her iş önce zihinde canlanır ve şekillenir.
Hayal kurmak normal ölçülerde tutulabildiği sürece yararlıdır. Çünkü hayal, yaratmanı
n önemli bir aracıdır. Hayaller, gerçekleşebilir ya da gerçekleştirilebilir
nitelikte olmalıdır. (Gerçekleşmesi olanaksız hayallerle zaman kaybedilmemelidir.)
Göle su gelinceye kadar, kurbağanın gözü patlar.
Her iş zamanında yapılırsa yarar sağlar. Sonunda rahata kavuşulacağı bilinse
bile, bekleme süresinin çok uzaması o işi yararsız duruma getirir. Ayrıca, o
işe ümidini bağlayanları çok güç durumda bırakır.
Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz.
İnsanlar genellikle duygusal bir yapıya sahiptirler. Kırıcı sözlere, sert davranı
şlara karşı çok duyarlıdırlar. Bu bakımdan hiç kimsenin, özellikle dostlarımızın
gönlünü kırmamalıyız. Gönlü kırılan kimse, bize karşı eski içtenliğini gösteremez.
Onun gönlünü kazanmak için yaptıklarımız pek yarar sağlamaz.
Gönül ferman dinlemez.
Gönül sevdiğinden asla vazgeçmez. Gerçekten seven kişi, sevdiğini elde
etmek için yalnızca duygularının emrine boyun eğer. Başkaca hiçbir emir ve engel
onu bu yoldan döndüremez.
Gönül kimi severse güzel odur.
Güzellik anlayışı kişiden kişiye değişir. Bir kimsenin güzel bulduğunu başka
bir kişi güzel bulmayabilir. Herkes kendi kültürüne, beğenilerine uygun bir güzellik
anlayışını benimser. Herkes gönlünün sevdiğini güzel bulur.
Gönülden gönüle yol vardır.
Birbirlerini seven insanlar hep birbirlerini düşünürler. Bunların duygu ve düşüncelerinde
uyumlu bir ortaklık vardır. Dostlar birbirlerinin iyiliklerini isterler, sevinçlerini
paylaşmayı arzu ederler. Biri öteki için ne düşünüyorsa, o da beriki için
benzer şeyleri düşünür.
Gönülsüz namaz göğe (göklere) ağmaz.
İsteksiz yapılan işten verimli sonuç alınamaz.
Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş.
İsteksiz, gönülsüz yapılan işten beklenen verim sağlanamaz; hatta bazı zararlara
da yol açabilir. Tıpkı isteksizce yenen yemeğin insana dokunması gibi.
Görgülü kuşlar gördüğünü işler, görmedik kuşlar ne görsün ki ne işler?
İyi eğitim almış kimseler toplum içinde nasıl davranacaklarını bilirler. Böyle
bir eğitim almamış, iyi yetişmemiş kişilerse nasıl davranacaklarını bir türlü bilemezler.
Görünen köy kılavuz istemez.
Kimi gerçekler tüm ayrıntılarıyla ortadadır. Onlar üzerinde düşünmenin, tartı
şmanın ve onları açıklamanın gereği yoktur.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Yakınımızda bulunmayanların özlemine, acısına daha kolay dayanabiliriz.
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
İnsanlar arasındaki dostlukların gelişmesinde ve kökleşmesinde sık sık görüşmenin
önemli bir payı vardır. Çeşitli nedenlerle ayrı düşenlerin arasındaki
sevgi de zamanla azalır; birbirlerini yavaş yavaş unutmaya başlarlar.
Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz.
Bazı insanlar, her işten bir çıkar sağlamayı düşünürler. Böyle çıkar peşinde
koşan kişilerin başlarına gelmedik iş kalmaz.
Gülü seven, dikenine katlanır.
Sevdiğimiz bir kişinin, bir işin ya da bir malın iyi yönleri olduğu kadar eksik
ve kusurlu yönleri de vardır. Bu durum bizi üzmemeli, karamsarlığa itmemelidir.
İnsan sevdiği kimse ya da sevdiği iş yüzünden gelecek sıkıntılara katlanmalıdır.
Gülme komşuna, gelir başına.
Birinin başına gelen kötü bir duruma gülmemeliyiz. Benzer bir olay bizim de
başımıza gelebilir.
Gün doğmadan neler doğar.
Yarın ne gibi olayların yaşanacağını kimse bilemez. Yeni doğan günün
hangi iyiliklere ya da kötülüklere gebe olduğunu kestirmek güçtür. Şu anda sı-
kıntısını çektiğimiz kötü durumdan kurtulabiliriz. Bu nedenle umutsuzluğa ve karamsarlığ
a yenik düşmemeliyiz.
Gündüzün mumunu yakan gece karanlıkta kalır.
Kimi insanlar, ellerine geçen olanakları ilerisini düşünmeden çarçur ederler.
Ancak gün gelir bu şeylere gereksinme duyarlar. İşte o zaman savurganlıkları-
nın cezasını pahalı öderler.
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Açık seçik ortada duran, herkesçe bilinen gerçekler örtbas edilemez. Yalan
yanlış sözlerle ve kurnazca yorumlarla ters yüz edilemez.
Güneş girmeyen eve doktor girer.
Önemli bir enerji kaynağı olan güneş, insan yaşamı ve sağlığı için çok gereklidir.
Güneş mikropları öldürür, vücudu güçlendirir. Güneş alan evler, sağlık
açısından yaşamaya çok elverişlidir. Güneşten yoksun kalan evlerde hastalık
eksik olmaz.
Güvenme (inanma) dostuna, saman doldurur postuna.
İnsan dostlarıyla dertleşir, kederlerini ve sırlarını paylaşır. Kimi zaman da
ona güvenip önemli işlere girişir. Ancak dost sandığımız birtakım kişiler bize kötülük
edebilirler. Güvenimizden yararlanıp büyük zararlar verebilirler.
Güvenme varlığa, düşersin darlığa.
Kişi, varlıklı durumuna güvenerek savurganlık yapmamalıdır. Varlık, doğru
kullanmasını bilmeyenlerin elinde kısa sürede eriyip gider. Varlığın tükenmeyeceğ
ini sanan kimseler kısa sürede yoksulluğa düşerler.
Güzele kırk günde doyulur, güzel huyluya kırk yılda doyulmaz.
Değerli olan Şzik güzelliği değil, huy güzelliğidir. Güzel olup da huyu güzel
olmayan insanlardan çabuk bıkılır. Huyu güzel olan insanlarla sağlam ve sürekli
dostluk kurulabilir.
Güzellik ondur, dokuzu dondur.
Bir kimse ne denli güzel ya da yakışıklı olursa olsun, giyim ve kuşamı iyi
değilse, çevresindekiler tarafından güzel bulunmaz. Giyim kuşam, güzel görünmede
önemli bir etkendir.

Hacı hacıyı Mekke’de (derviş dervişi tekkede) bulur.
Amaçları ve yolları aynı olan insanlar, birbirleriyle o yolda buluşurlar.
Haddini bilmeyene bildirirler.
Bilgi ve yeteneklerinin dışına çıkan konularda söz söyleyen ya da davranışta
bulunan bazı kişiler vardır. Yetkili olmadıkları bir konuda yetkiliymiş gibi konuşmayı,
yüksekten atmayı pek severler. Böylelerine kimi zaman kibarca, kimi
zaman da sert bir şekilde haddini bildirenler çıkar.
Hak deyince akan sular durur.
Kişiler arasındaki anlaşmazlıklar, haklıyla haksızın tarafsız bir şekilde belirlenmesiyle
çözüme kavuşturulabilir. Tarafsız davranış karşısında hiç kimsenin
anlaşmazlık konusuyla ilgili bir sözü kalmaz.
Hak yerde kalmaz. (Hak yerini bulur).
Haksızlık er geç ortaya çıkar. Yapılan haksızlıklar, yapanın yanına kâr kalmaz.
Böyleleri gereken cezaya çarptırılır. Haklı er geç hakkını alır.
Hamala semeri yük olmaz.
1. İnsana kendi işi ağır gelmez.
2. Çocuklarımıza ve yakınlarımıza severek bakarız; onların varlığını bir yük
olarak görmeyiz.
Hamama giren terler.
Bir işe girişen kimse, o işin zorluklarını ya da masraşarını göze almalıdır.
Bu zorlukları göze almadan ve gereken masrafı yapmadan istediğimiz sonucu
elde edemeyiz.
Hamsi kurban olur mu? Kanı da var canı da. (Hamsi niçin kurban olması
n; kanı da var canı da).

Kafalarına koydukları işi yapmaya kararlı olanlar, bu işin yersiz ve saçma
olduğuna aldırmaksızın, doğru olduğunu kanıtlamaya çalışırlar.
Hanım kırarsa kaza, halayık kırarsa ceza.
İşveren durumundaki kişilerin yaptığı hatalar genellikle hoş görülür. Fakat
buyruk altında çalışanların en küçük hataları bile suç sayılarak cezalandırılır.
Harman döven öküzün ağzı bağlanmaz.
Bir iş yapan, ürün elde eden kimsenin, bundan yararlanması doğaldır. O
konuda kendine sağlayabileceği önemsiz çıkarlarını önlemeye çalışmamalıyız,
huzursuzluk çıkar.
Hasta ol benim için, öleyim senin için.
Kişi kendisi için özveride bulunan bir kimseye, sırası geldiğinde daha büyük
bir özveride bulunur.
Hasta olmayan, sağlığın kadrini (değerini) bilmez.
Sağlığın değeri, bir hastalık geçirdikten sonra daha iyi anlaşılır. İnsan, hastalığı
n ortaya çıkardığı sıkıntıları düşünüp yeniden hasta olmamaya çalışır, sağ-
lığına özen gösterir.
Hastaya döşek (yatak) sorulmaz.
Her insanın vazgeçemeyeceği birtakım ihtiyaçları, alışkanlıkları, tutkuları
vardır. Bunlar o insanın yaşamında önemli bir yer tutar. O kişiye, bunların kendisine
gerek olup olmadığı sorulmamalıdır.
Hastalık kantarla girer, miskalle çıkar.
Hastalık insana aniden ve zorlu olarak gelir, ama aynı çabuklukla gitmez;
hasta yavaş yavaş iyileşir.
Hastalık sağlık (sayrılık) bizim için.
İnsan sağlıklı olduğu gibi hasta da olabilir. Bu durumu doğal karşılamalı ve
gereken önlemleri almalıdır.
Hatasız kul olmaz.
Her insan hata yapabilir. Çünkü insan her zaman sağlıklı düşünme ve tutarlı
davranma olanağını bulamaz. Önemli olan hatanın en kısa zamanda düzeltilmesi
yoluna gidilmesidir.
Hatır için çiğ tavuk yenir.
Çok sevdiğimiz bir kişiyi gücendirmemek için yapılması güç olan şeyleri bile
yapmak gerekir.
Haydan gelen huya gider.
Kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar. Çünkü bu kazancı
emeğinin hakkı karşılığında elde etmediği için kıymetini bilmez.
Hazıra dağlar dayanmaz.
Sürekli harcama, en büyük birikimleri bile bitirir. Hazır para ya da mal hesaplı
harcanmazsa ve harcandığı kadar yerine konmazsa er ya da geç tükenir.
Helâl kazanç ile yağlı pilav yenmez.
Yasa dışı yollara başvurmadan, din ve ahlâk kuralları çiğnenmeden zengin
olmak mümkün değildir.
Her ağacın meyvesi olmaz.
Çok görkemli durduğu hâlde meyve vermeyen ağaçlar vardır. Bunun gibi
dış görünüşüyle umut veren her insan, umduğumuz başarıyı gösteremez, verimli
olamaz.
Her ağaç kökünden kurur (çürür).
Bir toplumu ayakta tutan temeller bozulursa, o toplum yıkılmaya yüz tutar.
Her ağaçtan kaşık olmaz.
Özelliği olan bir iş için herhangi bir şey kullanılmaz ya da o iş herhangi bir
kişiye verilmez.
Her çiçek koklanmaz.
Yalnızca güzel olduğu için her kadınla ilişki kurulmaz. İnsanın başına olmadı
k dertler açar.
Her çok azdan olur.
Azların birikmesiyle çoklar oluşur. Bkz. “Damlaya damlaya göl olur.”
Her damardan kan alınmaz.
Herkesten yardım beklemek, istemek ve almak doğru değildir; bu mümkün
de değildir.
Her düşüş bir öğreniş.
Başımıza gelen her felâket, gerçekleri görüp öğrenmemiz için bir fırsattır.
İnsanlar, bu felâketlerden gereken dersi almamış olsalardı, bugünkü gelişmişlik
düzeyine ulaşamazdık.
Her Şravunun bir Musa’sı çıkar.
İnsanlara ıstırap çektiren her zalimi yenecek bir kurtarıcı çıkar.
Her horoz kendi çöplüğünde öter.
Herkes ancak kendi çevresinde bir değer taşır ve sözünü orada geçirebilir.
Bu yer onun aile çevresi, dost çevresi ya da iş çevresidir.
Her inişin bir yokuşu (her yokuşun bir inişi) vardır.
İnsanın başından yaşamı süresince bir dizi iyi ve kötü olay geçer. İşi yolunda
giderken bozulabilir ya da kötü durumda olan işini aklını kullanarak, fırsatları
değerlendirerek yoluna koyabilir.
Her kaşığın kısmeti bir olmaz.
Herkesin şansı, yeteneği, bilgisi aynı değildir. Bu yüzden aynı gayreti gösterdikleri
hâlde kimisi daha çok, kimisi daha az kazanır.
Her koyun kendi bacağından asılır.
Herkes kendi davranışlarından sorumludur. Herkes kendi hatasının cezası-
nı çeker. Başka sorumlu aramak gerekmez.
Her kuşun eti yenmez.
Herkes zorbalığa boyun eğmez, buna karşı gelecekler de çıkar.
Her sakaldan bir tel çekseler, köseye sakal olur.
Herkes biraz özveride bulunsa, olanaksız gibi görünen işler kolayca hâlledilir.
Her yiğidin bir yoğurt yiğişi vardır.
Herkesin kendine özgü bir çalışma yöntemi, bir iş yapma biçimi vardır.
Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar.
Herkesin gönlünde ulaşmak istediği yüksek bir şey vardır.
Her zaman gemicinin istediği rüzgâr esmez.
Olaylar her zaman istediğimiz yönde gelişmeyebilir. Bazı şeyleri yönlendirmemiz
ve denetim altına almamız mümkün değildir.
Her ziyan bir öğüttür.
İnsan, yanlış bir davranışı yüzünden uğradığı zarardan ders alır; yanlış
davranışını düzeltme yoluna gider.
Herkes kaşık yapar, ama sapını ortaya getiremez.
Herkes bir iş yapar, ama istenildiği kadar güzel ve kusursuz olmaz. Çünkü
herkesin bilgi, beceri ve deneyimi aynı değildir.
Herkesin arşınına göre bez vermezler.
Genel kurallar herkesin istek ve gereksinmelerine göre bozulamaz.
Herkesin tenceresi kapalı kaynar.
Kimsenin durumu, içinde bulunduğu yaşayış koşulları başkalarınca gereği
gibi bilinemez. Ayrıca, hiç kimse bu gibi durumlarının başkalarınca bilinmesini
istemez.
Herkesin yorulduğu yere han yapılmaz.
Bkz. “Herkesin arşınına göre bez vermezler.”
Hırsıza kilit (kapı, baca) olmaz.
Hırsızlık ya da kötülük yapacak kimse, kendine özgü bir yöntem ve plânla
hareket eder. Bu yüzden ona karşı alınan önlemler pek etkili olmaz.
Hile ile iş gören mihnet ile can verir.
Hileli işler yaparak başkalarını aldatan kişi, bunun cezasını er ya da geç görür.
Kimse tarafından sevilip sayılmaz, pek çok düşman kazanır. Yaptıklarından
pişmanlık duysa bile artık iş işten geçmiştir; insanların güvenini kazanamaz. Yaşamı
nın sonuna kadar yaptıklarının cezasını çeker.
Hocanın dediğini yap (söylediğini dinle), yaptığını yapma.
Düşünceleri olumlu fakat davranışları tutarsız kimselerin izinden giderken
dikkatli olmak gerekir. Önemli olan doğru ve tutarlı olanları benimsemektir.
Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
İnsanı sevdiği şeylerden, alışkanlıklarından koparmak mümkün değildir.
Nerede olursa olsun kendi çevresini özler, alışkanlıklarını sürdürmek ister.
Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.
Karışanı çok olan işlerden güç sonuç alınır. Bir işe ilgili ilgisiz herkes burnunu
sokarsa o işin yapılması gecikir. Her işi ilgilisine bırakmak gerekir.
Huy canın altındadır.
Huy, insanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünüdür. Doğuştan gelen bu
özellikler değiştirilemez.
Huylu huyundan vazgeçmez.
Kişiliğimizin bir parçası olan huylarımızdan, alışkanlıklarımızdan kurtulmamı
z çok zordur.
Hocanın dediğini yap (söylediğini dinle), yaptığını yapma.
Düşünceleri olumlu fakat davranışları tutarsız kimselerin izinden giderken
dikkatli olmak gerekir. Önemli olan doğru ve tutarlı olanları benimsemektir.
Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
İnsanı sevdiği şeylerden, alışkanlıklarından koparmak mümkün değildir.
Nerede olursa olsun kendi çevresini özler, alışkanlıklarını sürdürmek ister.
Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.
Karışanı çok olan işlerden güç sonuç alınır. Bir işe ilgili ilgisiz herkes burnunu
sokarsa o işin yapılması gecikir. Her işi ilgilisine bırakmak gerekir.
Huy canın altındadır.
Huy, insanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünüdür. Doğuştan gelen bu
özellikler değiştirilemez.
Huylu huyundan vazgeçmez.
Kişiliğimizin bir parçası olan huylarımızdan, alışkanlıklarımızdan kurtulmamı
z çok zordur.
Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
Herkesin bol bol yararlandığı bir şeyin hemen yanına aynı işi görecek bir
şey yapmak boş bir çabadır.
Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
Her işin bir yolu, yöntemi vardır. Yapılan bir işin çok önemli bir aşamasına
gelmişken, yöntem ya da yönetim değişikliği yaparak tehlike yaratmanın manası
yoktur.
Isırgan ile taharet olmaz.
Başarılı bir iş yapmak için, yaptığımız işin niteliğine uygun, yararlı araçlar
kullanmalıyız. Kötü ve tehlikeli malzeme ile iyi bir iş yapılamaz.
Isıracak it dişini göstermez.
Kötülük edecek kimse önceden haber vermez. Emeline ulaşmak için gizlili-
ğe önem verir.
Ismarlama hac, hac olmaz (kabul olmaz).
Kişi, kendisinin yapması gereken bir işi başkasına yaptırmamalıdır. Başkası
na ısmarladığımız işler istediğimiz gibi olmaz.
İbadet de gizli, kabahat de.
İbadet, insanın Tanrı’ya olan bağlılığını göstermek için yaptığı bir iştir. İnsan
Tanrı’ya olan borcunu başkaları görüp takdir etsin diye yapmamalıdır. Gösteriş
için yapılan ibadetin hiçbir değeri yoktur. Bunun gibi, kabahat da toplumda
hoş görülmeyen ayıplanan bir eylemdir; onun da gizli tutulması gerekir.
İki at bir kazığa bağlanmaz.
Bağımsız hareket etmeyi seven, özgürlüğüne düşkün iki kişi bir arada uzun
süre yaşayamaz. Böyle kişilerin anlaşmaları çok zordur.
İki cambaz bir ipte oynamaz.
İki kurnaz ve hileci kişinin bir arada çalışmasına olanak yoktur. Özellikleri
gereği birbirlerini aldatmak için tüm yeteneklerini kullanırlar. Biri, ötekini zor durumda
bırakarak çıkarını kollamaya çalışır.
İki çıplak bir hamamda yakışır.
İki yoksul kişinin evlenip yuva kurmaları çok zordur. Evliliğin gerçekleşebilmesi
ve yürüyebilmesi için birinin biraz varlıklı olması gerekir.
İki el bir baş için(dir).
Ancak kendi geçimlerini sağlayabilenlerin, başkalarına yardım edecek durumları
yoktur.
İki gönül bir olursa (olunca) samanlık seyran olur.
Birbirini seven çiftler için yaşanılan ortamın önemi yoktur. Tüm güçlerini
sevgilerinden alan bu iki insan, her türlü engeli aşabilirler.
İki kaptan bir gemiyi batırır.
Bir iş, iki taraftan gelen buyruklarla yönetilemez.
İki karpuz bir koltuğa sığmaz.
İnsanın iki işi aynı anda yapmasına ve bitirmesine olanak yoktur. Her iki işten
de verimli sonuç alınamaz. (İşlerimizde başarılı olmak istiyorsak, onları belirli
bir sıraya göre yapmalıyız.)
İlim, sahibine dost; mal, sahibine düşman kazandırır.
Bilgili kişi, geniş bir dost çevresine sahip olur. Zengin bir kişinin ise zenginli-
ği herkesin kıskançlığını çektiği için birçok düşmanı olur.
İmam evinden aş, ölü gözünden yaş çıkmaz.
Bir şeyler alınması olanaksız bir yerden, bir şeyler vermesini beklemek yersizdir.
Cansız bir vücuttan gözyaşı çıkmayacağı gibi, sürekli almaya alışmış
imamdan da bir şey elde etmek mümkün değildir.
İnsan beşer, bazen şaşar.
Her insan hata yapabilir. Çünkü aklını her zaman iyi yolda kullanamaz ya
da çaresiz kalır. “Kul kusursuz olmaz.”
İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde.
Doğup büyüdüğümüz yere özel bir sevgi duyarız. Ancak geçim koşulları bizi
doğduğumuz yerden ayrılmak zorunda bırakır; başka yerlerde iş ararız. İş bulup
karnımızı doyurduğumuz yere yerleşiriz. Burası bizim için yeni bir yurt olmuştur.
Buraya daha çok bağlanırız.
İnsan (adam) eti (yükü) ağırdır.
Her aile geçimini kendi gelirine göre ayarlar. Aile dışından bir başkasının
bakımı bu aileye kaldığında bazı güçlükler ortaya çıkar.
İnsan insanın (adam adamın) şeytanıdır.
İnsanı doğru yoldan çıkaran, kötülüğe sürükleyen yine insandır. İnsana en
büyük zarar yine insandan gelir.
İnsan kendini beğenmese çatlar (ölür).
İnsan bilgi, beceri, akıl vb. yönlerden kendisini beğenir; hatta kendisini üstün
görür. Bunu yapmazsa yaşamını sürdüremez.
İnsan (adam) kıymetini insan (adam) bilir.
Bir insanın değerini, o kimsenin önemini kavrayabilecek nitelikteki insanlar
anlar.
İnsan söyleşe söyleşe (konuşa konuşa), hayvan koklaşa koklaşa (anlaşır).
Hayvanlar birbirlerini içgüdüleriyle tanırlar. İnsanlar ise konuşarak birbirlerini
daha iyi anlarlar. Sorunlarını tartışırlar, ortak bir noktada birleşirler.
İnsan sözünden (ikrarından), hayvan yularından tutulur.
İnsan, söylediği sözden sorumludur. Verilen söz her koşulda tutulmalıdır.
Bir kişinin söyledikleriyle yaptıkları arasında bir tutarsızlık varsa, kendisine o
sözleri hatırlatılır. İnsan, verdiği sözü tutup tutmamasıyla değerlendirilir.
İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.
İnsan, temel alışkanlıklarını henüz çocuk yaşta edinir. Yaşı ilerledikçe bu
alışkanlıkları iyice kökleşir; onlardan vazgeçemez.
İnsanın (adamın) alacası içinde, hayvanın alacası dışında(dır).
Hayvanı tanımak kolaydır; dış görünüşüne bakarak bir yargıda bulunabiliriz.
Ama insanı tanımak bu kadar kolay olmaz. İnsanın ne düşündüğünü, ne yapmak
istediğini anlamak için uzun bir inceleme yapmak gerekir. İnsan iç yüzünü
ortaya koymaktan her zaman kaçınmıştır.
İp inceldiği yerden kopar.
Bir konudaki anlaşmazlık en hassas noktasından patlak verir. Bazı sorunlar
bizim dışımızda gelişebilir. Kişisel çabalarımız, o sorunu çözmeye yetmez. Olayı
kendi akışına bırakırız. Kendimizi, sorunun çözülmesine ya da çözümsüz kalması
na hazırlarız. Her ikisini de doğal karşılamaktan başka elimizden bir şey
gelmez.
İp koptuğu yerden ulanır (bağlanır).
1. Bir iş hangi noktada bozulmuşsa düzeltilmesine oradan başlanır.
2. Dargın iki kişiyi barıştırmak için dargınlık yaratan şeyi ortadan kaldırmak
gerekir.
İslâm’ın şartı beş, altıncısı insaf demişler.
İslâm dininin beş temel kuralı (şartı) vardır: Kelime-i şahadet, namaz, oruç,
zekât, hac. Eğer altıncısı olsaydı herhalde insaf olurdu. İnsaf, İslâm’ın beş şartı
kadar değerli bir özelliktir. İnsaşı insan kötülük ve haksızlık yapamaz. Her zaman
şefkatli ve yardımseverdir.
İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.
Birisine ağır sözler söyleyen, karşılığını yine ağır sözlerle alır.
İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.
Başkalarından yardım isteyen kimse bunu utanarak yapar. Bu kimsenin durumunu
anlamazlıktan gelip yardım yapmaktan kaçınan kimsenin daha çok
utanması gerekir.
İş insanın aynasıdır.
Bir kimseyi iyi tanımanın en etkili yolu yaptığı işe bakmaktır. İşinin kalitesi, o kişinin bilgisi,
yeteneği, titizliği hakkında sağlam bilgiler verir.
İş olacağına varır.
Bir iş insanın denetiminden çıktı mı ne yapılırsa yapılsın aynı sonuca ulaşı-
lır. Bu duruma yön vermek elimizde değildir. İşi oluruna bırakmak gerekir.
İşin yoksa şahit ol, paran çoksa (borcun yoksa) keŞl ol.
Dertsiz başını derde sokmak istiyorsan, tanık ya da keŞl olabilirsin. Tanık,
sık sık mahkemeye çağrılır, işinden gücünden kalır. KeŞl ise gerçek borçlu borcunu
ödemediği zaman bu parayı ödemek zorunda kalır.
İşten artmaz, dişten artar.
Kazanç ne kadar çok olursa olsun, tutumlu davranılmazsa para biriktirilmez.
İşleyen demir pas tutmaz (paslanmaz, ışıldar).
İnsanı sağlıklı yapan etmenlerden birisi de çalışmasıdır. Çalışan insanın
yetenekleri gelişir, yaratıcılığı artar. Tembel tembel oturan kişi, iş yapma yetene-
ğini yitirir. Hayattan zevk almamaya başlar, kötümser bir insan olur.
İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.
Başkalarına kötülük etmede aynı yolu izleyenler, birbirlerine zarar vermezler.
İt ulur, birbirini bulur.
Aşağılık bir kimse, bir yerde varlık göstermeye başlayınca, aynı amaçta
olanlar hemen onun çevresinde toplanırlar.
İt ürür, kervan yürür.
Gerçekleşmesi doğal olan işlere ve durumlara karşı çıkılsa da engellenemez.
Doğru ve iyi işler yapan kimse, bazı kötü kimselerin engellemeleriyle karşı-
laşır. Bunlar ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar ilerlemeye engel olamazlar.
İti an, değneği yanına koy (taşı, eline al).
1. Aşağılık bir kimse ile karşılaşıldığında kavgaya hazır olunmalıdır.
2. Aşağılık bir kişiden söz edildiğinde kulağına gidebileceği düşünülerek önlem
almak gerekir.
İtin (köpeğin) duası kabul (makbul) olsa (olsaydı), gökten kemik yağar(dı).
Kötü kişilerin her istediği gerçekleşseydi, dünya sadece onların işine yarayan
şeylerle dolardı.
İti (köpeği) öldürene sürütürler.
Toplumca onaylanmayan bir işi yapan kimse, bu işin yarattığı sıkıntıya katlanmak
zorundadır. Bu sorunun çözümü ondan beklenir.
İtle çuvala girilmez.
Terbiyesiz ve saldırgan bir kişiyle bir konu üzerinde tartışmaya girişmek ve
sürtüşmek doğru olmaz.
İtle (köpekle) dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmak yeğdir.
Edepsiz, aşağılık biriyle kavgaya tutuşmamak gerekir. Onun bulunduğu ortamdan
uzaklaşmak en iyi yoldur.
İyi evlât babayı vezir, kötü evlât rezil eder.
İyi niteliklere sahip bir evlât baba için bir övünç kaynağıdır. Çünkü toplum
bir kimseyi değerlendirirken yetiştirdiği insanların niteliğine de bakar. Babayı
mutlu eden de kimsenin yüzüne bakamayacak duruma sokan da evlâdın tutumudur.
İyi gitmeyince kişinin işi, muhallebi yerken kırılır dişi.
İnsanın işi bir kez ters gitmeye görsün, en basit işlerde bile sorunlarla karşı-
laşır.
İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir.
Bazı sorunların çözümünde, güzel rastlantılar önemli bir rol oynar. Beklenmedik
bir zamanda ortaya çıkan bu rastlantılar sorunun çözümünü kolaylaştırır.
İyilik eden iyilik bulur.
İyilik, insanlar arasında yardımlaşmanın bir gereğidir. İyilik yapanlar, iyiliklerle
karşılaşırlar.
İyilik et de denize at, balık bilmezse Halik bilir.
Karşılık beklemeden yapılan iyilikler daha değerlidir. İlgili kişi, yapılan iyili-
ğin değerini bilmeyebilir. Bu pek önemli değildir. Önemli olan iyiliğin zamanında
yapılması ve yerini bulmasıdır.
İyilik iki baştan olur.
Birlikte yaşayan iki insanın dost olabilmeleri için her ikisinin de iyi olması
gerekir. Aksi takdirde ilişki kısa sürede bozulur.
İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
Yapılan bir iyiliğe iyilikle karşılık vermek doğal bir şeydir; bu en basit bir ahlâk
ilkesidir. Ancak kötülük gördüğü bir kişiye iyilik yapan kimse erdemli ve hoş
görülü bir insandır.
İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı.
Ne yazık ki iyilik her zaman takdir edilmez. Bazı insanlar yapılan iyilikleri
çabuk unuturlar. İyiliğe karşı kötülük edenler bile vardır. İyiliğin değeri bilinseydi
her zaman iyilik edenlerle karşılaşılırdı.

Kabahat (suç) samur kürk olsa, kimse sırtına (üstüne) almaz.
Kabahat toplumca kınanan, cezalandırılan bir davranıştır. Aynı zamanda kişiye
kötü bir ün kazandırır. Bu yüzden hiç kimse kabahatı üzerine almak istemez.
Ya saklar ya da başkasına yüklemeye çalışır.
Kaçan balık büyük olur.
İnsanlar ellerine geçen fırsatları her zaman iyi değerlendiremezler. Böyle
durumlarda yakınırlar, kaçırdıkları fırsatı abartarak anlatırlar.
Kadı anlatışa göre fetva verir.
Bir olaya taraf olan kişiler durumu kendi açılarından, kendi işlerine geldiği
gibi anlatırlar. Her taraf kendisinin haklı olduğunu ileri sürer. İnsan hangi tarafı
dinlerse ona hak verir. Olayı, dinlediği kişilerin görüşlerine uygun olarak değerlendirir.
Kanaat gibi devlet olmaz.
Aşırı hırs ve aç gözlülük insanı mutsuz eder, kişiyi yasa dışı yollara itebilir.
Çok fazla şey istemeyen, elindekilerle yetinmesini bilen kişi mutlu olur.
Kanatsız kuş uçmaz.
Bir işin başarılması için gerekli koşulların yerine getirilmesi gerekir. Kişi gerekli
koşullara ve güce sahip değilse amacına ulaşamaz.
Kanı kanla yumazlar (yıkamazlar), kanı suyla yurlar.
Kötülük, kötülük yapılarak düzeltilemez, ancak iyilik yapılarak ortadan kaldı-
rılabilir. Kötülüğe kötülükle karşılık vermek olayın daha çok büyümesine neden
olur.
Kapını iyi kapa, komşunu hırsız tutma.
Malını mülkünü koruma altında tut. Bir şey çalınırsa komşundan kuşkulanma.
Kar kuytuda, para pintide eğleşir.
Her şey kendisi için elverişli olan bir ortamda saklanabilir, bozulmadan kalır.
Kâr eden ar etmez.
Ticaret yaparken belirli bir kazanç sağlamak, utanılacak bir davranış değildir.
Kâr, zararın kardeşidir.
Ticarette sadece kâr etmek düşünülemez, zarar da edilebilir. Giriştiğimiz işlerde
başarı kadar, başarısızlığa da kendimizi hazırlamalıyız.
Kara gün kararıp kalmaz. (Koç yiğit bunalıp ölmez).
İnsanın sıkıntılı ve acılı günleri sürüp gitmez. Aşılamayacak gibi görünen
engeller aşılabilir, bitmeyecek sanılan acılar bitebilir. Karanlıkların sonu aydınlık,
sıkıntıların sonu ferahlıktır. Yeter ki kişi gerçekçi çözüm yolları bulabilsin.
Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş. (Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış).
İnsan kardeşine kötülük yapsa bile, bir süre sonra pişman olur ve onun yardı
mına koşar.
Kardeş kardeşin (hısım hısmın) ne öldüğünü ister ne onduğunu.
Kardeş kardeşin zarara uğramasını istemez ama onun kendisinden üstün
olmasını da çekemez. Varlıklı olmasını, ilerlemesini kıskanır.
Karpuz kesmekle hararet sönmez (yürek soğumaz).
Asıl hedef göz ardı edilerek gelişigüzel saldırılarda bulunmakla öfke giderilmiş
olmaz.
Kasap yağı bol bulunca gerisini yağlar.
Zayıf akıllı bir kişi, eline fazla olanaklar geçince saçıp savurur.
Kasavetsiz ağız anahtarsız açılır.
Herhangi bir sıkıntısı olmayan kişi, hemen her konuda yerli yersiz, rahat rahat
konuşur. Onu konuşturmak için özel bir çaba gerektirmez.
Katıra “baban kim?” demişler, “dayım at” demiş.
Aşağılık duygusu içinde olan kişiler, olduğu gibi görünmekten ya da göründüğ
ü gibi olmaktan kaçınırlar. Sadece iyi yönlerini göstermeyi tercih ederler.
Katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker.
Kötü bir şeyden iyi bir şey yapılamaz. Yapılmaya çalışılsa bile aslının ne olduğ
u anlaşılır.
Kavgada kılıç ödünç verilmez.
Kişi savunma aracını başkasına verip kendini savunmasız durumda bırakmamalı
dır.
Kavgada yumruk sayılmaz.
Savaşı kazanmak, başarıya ulaşmak için gereken neyse yapılmalıdır. Saldı
rının ya da yapılan işin neye mal olduğu düşünülmez.
Kaya uçmazsa dere dolmaz.
Büyük ihtiyaçlarda büyük fedakârlıklar yapmak gerekir. Bazı maddî fedakârlı
klarda bulunmadan hiçbir işten istenilen sonuç elde edilemez.
Kaynayan kazan kapak tutmaz.
İçin için gelişen olaylar ya da duygular bir yerde patlak verir. Çünkü her olayı
n bir oluşum süreci vardır. Bu süreci tamamlayınca olayın patlak vermesinin
önüne geçilemez.
Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.
İnsanlar çıkarlarına düşkündür. Büyük kazançlar sağlayacaklarını umdukları
bir iş için ufak tefek harcamalardan kaçınmazlar. Büyük çıkarlar beklenen yerde
küçük fedakârlıklar yapılmalıdır.
Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.
Kötülükler cezasız kalmaz. Başkalarına kötülük yapmayı tasarlayanlar, kendileri
de kötülüklerle karşılaşırlar. “El için kuyu kazan, evvelâ kendi düşer.”
Kedi uzanamadığı (yetişemediği) ciğere pis (mundar) der.
Bazı kişiler, elde edemedikleri şeyler konusunda eksikliği kendilerinde arayacakları
yerde, söz konusu şeyi hor göstermeye çalışırlar. Yeteneksizliklerini
böylece örttüklerini sanırlar.
Kedinin boynuna ciğer asılmaz.
Herkese her şey emanet edilmemelidir. Emanet bırakılacak kimselerde güven
verici özellikler bulunması gerekir.
Kedinin kanadı olsaydı serçenin adı kalmazdı.
Saldırgan ve acımasız kişilerin bir de olağanüstü güçleri olsaydı, güçsüzleri
ortadan kaldırırlardı.
Kel ölür, sırma saçlı olur; kör ölür, badem gözlü olur.
Bir kimse ya da bir şey yok olunca değer kazanır. Bunlar önemsiz ya da kusurlu
şeyler bile olsa, önemli ve kusursuz şeylermiş gibi anlatılır.
Kelin ayıbını takke örter.
Bazı insanlar yeteneksizliklerini ya da kusurlarını, işgal ettikleri makam ya
da zenginlikleri ile örterler.
Kelin ilâcı olsa başına sürer.
Kendi sorunlarına çözüm bulamayan kişiden yardım beklemek anlamsızdır.
Kendisine yararı dokunmayan kişinin başkasına hayrı olmaz.
Kem söz, kem akçe sahibinindir.
Hiç kimse kendisine söylenilen kötü sözü, verilen kalp (geçmez) parayı kabul
etmez. Kötü söz de geçmez para da önünde sonunda sahibine döner.
Kendi düşen ağlamaz.
Kendi zararına kendi neden olanın yakınmaya hakkı olmaz. Daha önce yapı
lan uyarıları, öğütleri kulak arkası etmemeliydi.
Keskin sirke küpüne (kabına) zarar verir.
Bazı kişiler çok sinirlidirler. Olur olmaz şeylere sinirleniverirler. Öfkeli, sert
kimseler kendilerine zarar verirler. Ayrıca, çevrelerinde tedirginlik uyandırırlar.
Keskin zekâ (akıl) keramete kıç attırır.
Akıllı bir insan, bir işin nasıl sonuçlanacağını keramet sahibi bir kişiden daha
iyi bilir.
Kılavuzu karga olanın burnu b.....tan kurtulmaz.
Akılsız ve yeteneksiz birinin peşinden giden kişinin başı dertten kurtulmaz.
İyi kimseleri örnek edindiğimizde iyi, kötü kimseleri örnek edindiğimizde kötü durumlarla
karşılaşırız.
Kılıç kınını kesmez.
Sert ve öfkeli kişi yanındakilere zarar vermez.
Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar.
Herkes ancak kısmetinde olanı elde eder. Kısmet olmayan bir şey için harcanan
çabalar boşa çıkar.
Kısmetse gelir Hint’ten Yemen’den, kısmet değilse ne gelir elden?
Tanrı, insana bir şeyi kısmet ettiyse, o kısmet gelir, o insanı bulur. Kısmet
edilmediyse ne yapılırsa yapılsın boşunadır.
Kısmetsiz köpek sabaha karşı uyuyakalır.
Kısmetsiz biri, o kısmeti en kolay elde edilebilecek bir duruma gelse bile
herhangi bir nedenle onu elde edemez.
Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya varır (kaçar), ya zurnacıya.
Bilgisiz ve deneyimsiz insanlar kendi haline bırakılmamalıdır. Bu tür
insanlar doğru karar veremezler. Sonuç kötü olabilir. Büyükler, belirli bir seçme
olgunluğuna gelinceye kadar küçüklere yol göstermelidirler.
Kimse ayranım (yoğurdum) ekşi demez.
Herkes sattığı malı, işini ve davranışını över. Eksik ve hatalı yönlerine de-
ğinmez. Sevdiği insanları da hep iyi yönleri ile anlatır.
Kimse kimsenin çukurunu doldurmaz.
Her insan doğar, yaşar ve ölür. Bu, doğa yasasıdır. Kimse kimsenin yerine
ölemez. Çok genç ya da çok değer verdiğimiz biri öldüğü zaman, “keşke onun
yerine ben ölseydim” diyenler çıkar. Oysa kimse kimsenin yerine ölemez.
Kimsenin ahı kimsede kalmaz.
Herkes işlediği suçun cezasını er ya da geç görür. Her insan, kendisine kötülük
yapan birinin önünde sonunda kötü bir duruma düşeceğini düşünür. Böyle
düşünerek rahatlar. “Eden bulur.”
Kişi reŞkinden (arkadaşından) azar.
İnsanı kötü yola iten, kötü kişilikli arkadaşlarıdır. “Adam adamın şeytanıdır.”
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Komşular birbirlerine en küçük şey için bile muhtaçtırlar. Çünkü evlerimizin
yakınlığı nedeniyle akrabalarımızdan çok komşularımızla görüşürüz. Dertlerimizi
onlara açar, onlardan yardım isteriz.
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Başka bir kimsenin malı bize olduğundan daha değerli görünür. Anlamsız
bir kıskançlıktır bu.
Korkak bezirgân ne kâr eder ne zarar (ziyan).
İş yapmaya korkan tüccar, kendisini zarardan korumuş olur, ama kazanç
da sağlayamaz. Başarılı olmak için cesur olmak gerekir.
Korku dağları bekletir (aşırır).
Giriştiği bir işte kötü durumlarla karşılaşacağından korkan kişi, o işi yapmaktan
istemeyerek de olsa vazgeçer.
Korkunun ecele faydası yoktur.
Kişi korkmakla kendisine gelebilecek bir kötülüğü önleyemez. Ölüm korkusuna
kapılanlar yaşamın tadına varamazlar.
Korkulu rüya (düş) görmektense uyanık yatmak yeğdir.
Tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek daha
iyidir. Böyle işlerin çekiciliği bizi özendirirse tehlikesi de o denli korkutur.
Koyma akıl, akıl almaz (cepten düşer).
Başkalarının verdiği akılla iş görmeye çalışanlar hiçbir zaman başarılı olamazlar.
Çünkü ortaya çıkacak engelleri aşma konusunda yetersiz kalırlar.
Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde.
Bir kimsenin uğradığı büyük kayıplar, diğer kişi için büyük kazançların elde
edilmesine neden olabilir. “Keçiye can kaygısı, kasaba et (yağ) kaygısı.”
Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
İstenilen nitelikteki şeyi bulamayınca onun daha düşük nitelikte olanına da
razı olunur. Değerli insanların bulunmadığı yerde, değersiz ve yeteneksiz kişiler
değer kazanırlar.
Köpek bile yal yediği kaba pislemez.
İnsan, geçimini sağladığı yere ya da kimseye karşı her zaman saygılı olmalıdır.
Köpeksiz köye (sürüye) kurt iner (girer).
Koruyucusuz kalan her zaman için tehlikeye açıktır.
Körle yatan şaşı kalkar.
Değersiz, kötü kişilerle ilişki kuranlar kötü huylar edinirler. Bkz. “İtle yatan
bitle kalkar.”
Körler sofrasında ışıkla kaşık aranmaz.
Bazı eksiklikleri doğal karşılanan kimsenin yanında ya da böyle ortamlarda
o eksikliklerin sözü edilmez.
Körün istediği bir göz, iki(si) olursa ne söz.
İnsan kendisinde olmayan şeyden bir tane isterken ona iki tane verilirse,
bundan büyük memnunluk duyar.
Köşe taşı köşede yakışır.
Bilgili, yetenekli ve kişilikli kimselere bu özelliklerine uygun işler verilmelidir.
Kötü komşu insanı hacet (mal) sahibi yapar.
Kötü komşu insana yardım etmez; kendisinden emanet olarak istenen bir
şeyi vermez. Bu durumda söz konusu eşyayı satın almak zorunda kalırız. Böylece
kötü komşu eksik eşyalarımızı tamamlamamıza neden olur; bizi mal sahibi
yapar.
Kul azmayınca Hak yazmaz.
Doğruluktan ayrılıp kötü yollara sapan kimseler, kendi felâketlerinin hazırlayı
cısı olurlar. Bu tür kişiler, ortaya çıkacak sıkıntılara katlanmak zorundadırlar.
Kul hatasız (kusursuz) olmaz.
Her insan ne kadar dikkatli davranırsa davransın bazı hatalar yapabilir; hiç
yanlış iş yapmayan kimse yoktur. İnsanları hataları ile birlikte kabul etmek gerekir.
Kul sıkılmayınca (daralmayınca) Hızır yetişmez.
En çaresiz zamanımızda bile bizi rahatlatacak bir umut ışığı belirir. İnsan,
umudunu yitirmemelidir.
Kurban etiyle (kemiğiyle) köpek tavlanmaz.
İnsan kutsal saydığı, yararlandığı bir şeyi kötü amaçla kullanmaz.
Kurt dumanlı (puslu) havayı sever.
Kötü niyetli kimseler, ortalıktaki karışıklıklardan yararlanarak çıkarlarını elde
etme yollarını ararlar; insanların en güçsüz oldukları anı kollarlar.
Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur.
Güçlü ve etkili olduğu dönemlerde kendisinden herkesin çekindiği kişi, gücünü
yitirdikten sonra güçsüz ve aşağılık kimselerin eğlencesi olur.
Kurt tüyünü değiştirir, huyunu değiştirmez.
Kötü huylu kişiler, kılığını kıyafetini, yerini yurdunu değiştirseler bile, kötü
huylarından vazgeçmezler.
Kurda “neden boynun (ensen) kalın?” demişler, “Kendi işimi kendim
görürüm de ondan” demiş.

İşlerini kendi gücüne ve aklına güvenerek yapan kimse, daha mutlu olur.
Kurtla ortak olan tilkinin hissesi ya tırnaktır, ya bağırsak.
Güçlü biri ile hileci birinin ortaklığında, hileci kişi daha az pay almaya razı
olmalıdır. Yoksa yaşamı tehlikeye girer. “Zor oyunu bozar.”
Kurunun yanında yaş da yanar.
Suç işleyen kişilerin bulunup cezalandırılması sırasında, işlenen suçla hiç ilgisi
olmayan kişiler de zarar görebilirler.
Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
Her insanın birtakım kusurları vardır. Dost seçerken hiç kusuru olmayan birini
aramaya kalkışırsak dostsuz kalırız. Dostlarımızı kusurlarıyla birlikte kabul
edebilmeliyiz.
Kuzguna yavrusu anka (şahin) görünür.
Herkesin kendi yarattığı şey çirkin de olsa, gözüne güzel görünür. Kendi
yavrusunu, kendi yaptığı işi güzel bulur. Başkalarının görüş ve önerilerini önemsemez.
Kürk ile börk ile adam olunmaz.
Göz alıcı giysiler, değersiz bir kişiye değer kazandıramaz.

Lâf lâfı (söz sözü) açar.
Bir kimseyle yapılan konuşma uzayınca konudan konuya atlanır; konuyla ilgisi
olmayan pek çok şey de sohbete katılır.
Lâf torbaya girmez.
İnsan bazen boş bulunup, söylenmemesi gereken şeyleri söyleyiverir. Sonra
pişman olup düzeltmeye çalışır; ancak başaramaz. Çünkü söz ağızdan çıktıktan
sonra gizlenemez. Söylenenler herkes tarafından duyulmuş olur.
Lâşa (lâkırdı ile) peynir gemisi yürümez.
Yalnız konuşarak hiçbir iş gerçekleştirilemez. Çünkü her işin bir teorisi bir
de pratiği vardır. Önce yapılacak iş konuşulur ve plânı saptanır; sonra da uygulamaya
geçilir. Yalnızca konuşarak amaca ulaşmak mümkün olsaydı, büyük lâşar
edilerek büyük işler başarılabilirdi.
Lâfını bilmeyen hödükler, sönmüş ateşi körükler.
Dangalak insanlar, sorumsuzca sarf ettikleri sözlerle, unutulmaya yüz tutmuş
bir sorunu yeniden gündeme getirirler, acıyı tazelerler.
Lâtife lâtif gerek.
Şaka yaparken bile incelikten ayrılmamak gerekir. Şaka bayağı ve kırıcı olmamalı
dır.
Leyleğin ömrü lâklakla geçer.
Bazı kişiler, zamanlarının büyük bir bölümünü boş ve anlamsız konuşmalarla
geçirirler. Çene çalmaktan başka hiçbir iş tutmazlar.

Mahkeme kadıya mülk değil.
Hiçbir kimse, bulunduğu kamu hizmetinde ömrünün sonuna kadar kalmaz.
Bu nedenle her insan bulunduğu makamın kendisine tanıdığı hakları ve yetkileri
yerinde kullanmalıdır.
Mal adama hem dost, hem düşmandır.
Mal, insana rahat bir yaşam sağladığı için dost sayılabilir. Yine bu mal bizim
doğru yoldan çıkıp dengesiz bir yaşam sürmemize de neden olabilir.
Mal canı kazanmaz, can malı kazanır.
Yaşamanın amacını mal mülk edinmek diye görenler yanlış davranmaktadı
rlar. Mal, mülk ve para, iyi yaşamak için sadece birer araçtır. Tüm günlerini
mal mülk edinmek için geçirenler yıpranmışlıklarını hiçbir şekilde gideremezler.
Önemli olan sağlıklı yaşamaktır; sağlıksız insan mal da kazanamaz.
Mal canın yongasıdır.
İnsan, malına gelen zarardan canına gelmişcesine acı duyar. Çünkü onları
kazanmak için çok büyük özverilerde bulunmuştur. Alın teri ile kazandığımız
mal, canımızın bir parçası gibidir.
Maşa varken elini ateşe sokma.
1. Her işin bir yöntemi vardır. Bunlara dikkat edilmezse, bazı zararlara uğramak
kaçınılmaz olur.
2. Tehlikeli bir işi bizzat yapmaktansa, yapacak birisini bulmak daha iyi olur.
Mayasız yoğurt tutmaz (çalınmaz).
Bir işte başarı sağlayabilmek için, az ya da çok bir sermaye olması gerekir.
En küçük bir birikim bile yoksa o işe girişmemeliyiz.
Mazlumun ahı yerde kalmaz. (Mazlumun ahı indirir şahı).
Zorba yöneticiler, halka zulmetmenin cezasını çekerler. Bu tür yöneticilerin
sonu iyi olmamıştır. Halk bir yere kadar sabır gösterir, ezilmişliğinin bilincine varı
nca kendisine zulmedenlerden hesap sorar.
Merdiven ayak ayak (basamak basamak) çıkılır.
Yüksek bir mevkiye yavaş yavaş ve yıllar süren bir çalışmayla çıkılır.
Merhametten maraz doğar (hasıl olur).
Bazı kimseler, kendilerine acıyıp iyilik yapanların başını derde sokarlar ya
da bu iyiliği kötüye kullanırlar.
Meyveli ağacı taşlarlar.
Bilgili, yetenekli, zeki ve başarılı insanlara çoğu kez sataşırlar; her fırsatta
onları kötülemeye çalışırlar. Verimli insanların başarılarına gölge düşürmeyi
amaç edinmişlerdir.
Mezar taşı ile övünülmez.
İnsan, atalarıyla ve atalarının yaptıklarıyla değil, kendi başarılarıyla ve yarattığı
değerlerle övünmelidir.
Mızrak çuvala sığmaz (girmez).
Herkesin bildiği apaçık gerçekler saklanamaz. Bunları gerçek dışı göstermek,
örtbas etmek boş bir çabadır.
Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
Kolay kolay gizlenemeyecek kadar büyük bir yolsuzluğu yapan kimse, sorumluluktan
kurtulma yollarını önceden düşünür.
Minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır.
Bir işin yapılmasında emeği olmayanlar, yapılmış olan işlerin kendiliğinden
oluverdiğini sanırlar. Bu iş onlara basit ve kolay görünür.
MisaŞr kısmeti ile gelir.
Evimize gelen misaŞrin bize yük olacağını hiç düşünmeyiz. Evimizde bulunanlarla
onu ağırlamaya çalışırız. Bu konukseverliğimizin bir gereğidir. İnancı-
mıza göre, Tanrı, misaŞri kısmetiyle birlikte gönderir.
MisaŞr umduğunu değil, bulduğunu yer.
MisaŞr, gittiği evde iyi karşılanmak ister; güzel şeyler ikram edileceğini
umar. Ama canının istediklerinin değil, ev sahibinin sofraya getirdiklerini yer. MisaŞr,
bu durumu doğal karşılamalıdır.
Bazen elimize geçenler beklentilerimizin altında kalabilir.
Mum (çıra) dibine ışık vermez.
Başkalarına pek çok yararı dokunan güçlü kişi, kendi yakınlarını kayırmaktan
çekinir.
Mühür kimde ise Süleyman odur.
Bir işte, akıllı, bilgili ve deneyimli olanın değil, yetkili olanın sözü geçer.
Mürüvvete endaze olmaz.
Başkalarına yardımda bulunmanın, iyilik yapmanın bir ölçüsü yoktur. Kişi istediğ
i kadar yardım ve iyilik yapabilir.

-N-


Namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz.
Herhangi bir işi yapmaya eğilimi ve isteği olmayan kişi, o işin ayrıntılarıyla
ilgilenmez.
Ne doğrarsan aşına o çıkar kaşığına.
Her çalışmanın bir karşılığı vardır. Başarıyla bitirilen bir iş olumlu bir kazanç
sağlar. Baştan savma yapılan bir işin karşılığı da ona göre olur.
Ne ekersen onu biçersin.
Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. İyilik yapan iyilik, kötülük yapan
kötülük görür.
Ne karanlıkta yat ne kara düş gör.
Her konuda tedbirli olmak büyük yarar sağlar. Çünkü ne zaman, ne gibi
tehlikelerle karşılaşacağımızı bilemeyiz. Tedbirli ve dikkatli olursak tehlikeleri
kolaylıkla başımızdan savabiliriz.
Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
Bazıları elde ettikleri parlak başarıya güvenerek böbürlenirler ve şımarırlar.
Ancak unutulmamalı ki başarı sürüp gitmeyebilir. Yarının neler getireceği belli
olmaz.
Ne verirsen elinle, o gider seninle.
Yoksul insanlara, hayır kurumlarına olanaklar ölçüsünde yardımda bulunmak,
toplumca takdir edilen bir davranıştır. Ayrıca inanılır ki bu tür yardımlarda
bulunan kişi, öbür dünyada bunun ödülünü alacaktır.
Nerde birlik, orda dirlik.
Aralarında duygu, düşünce ve eylem birliği bulunan topluluklar, her işlerinde
başarılı olurlar. Bu da onların rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağlar.
Nerde çokluk, orda bokluk.
Aralarında hiçbir birlik bulunmayan kalabalık bir toplulukta işleri yürütmek
zorlaşır. Her kafadan bir ses çıkar; birtakım anlaşmazlıklar belirir.
Nerede hareket, orada bereket.
Hareket olan yerde bolluk olur. Bir toplulukta durmadan çalışılırsa verim artar.
Nereye gitsen okka dört yüz dirhem.
Gerçek, yer ve zaman ne olursa olsun değişmez. Örneğin, “Emek olmadan
yemek olmaz.” gerçeği dünyanın her yerinde ve her zaman geçerlidir.”
Nikâhta keramet vardır.
Evlenecek olan insanların anlaşıp anlaşamayacakları kesin olarak bilinemez.
Ancak nikâh evlenenleri sevgi bağıyla bağlar.
Niyet hayır, akıbet hayır (selâmet).
Girişilen her işte iyi niyetin rolü büyüktür. İyi niyetle girişilen bir işin sonu hayırlı olur.

-O-,-Ö-


Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
Yaşadığımız sürece iyi ya da kötü pek çok olayla karşılaşırız. Ne denli uğ-
raşırsak uğraşalım bu olaylardan kaçamayız. Ölüm de her insan için kaçınılmaz
bir gerçektir. Kimse bu yazgıdan kurtulamaz.
Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
İnsanın kafasından geçen bir şeyin olabilirlik oranı yüksektir. Bilimsel buluşlar
bunun en iyi kanıtıdır. O yüzden hiçbir şey için “bu olmaz” dememek gerekir.
Otu çek, köküne bak.
Bir kimsenin gerçek niteliğini iyi öğrenmek için soyuna sopuna bakmak gerekir.
İnsan soyunun özelliklerini taşır.
Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır.
Bir kimsenin ağzından çıkan söz, kısa sürede çevreye yayılır. Herkes bu
konuyu konuşmaya başlar.
Oynamasını bilmeyen kız “Yerim dar” demiş; yerini genişletmişler
“Gerim (yenim) dar” demiş.
İddialı fakat beceriksiz kimseler, başaramayacakları bir iş karşısında bazı
bahaneler ileri sürerek yeteneksizliğini belli etmemeye çalışırlar.
Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir.
1. Dostlar arasında gerekli olduğu durumlarda para alıp vermeler olur.
Ödünç para veren ile ödünç para alan, bu işi bir dostluk gereği saydıkları için
başlangıçta memnundurlar. Fakat ödünç alınan para zamanında ödenmeyince
sürtüşmeler başlar. Paranın yasal yollardan ödenmesi sağlanır.
2. Ödünç olarak verilen eşya kimi insanların elinde hayli yıpranır; o durumuyla
sahibine iade edilir.
Öfke baldan tatlıdır.
Öfkelenen kişi duygularını çeşitli biçimlerde dışa vurur. Bağırır, çağırır, kı-
rar, döker... Öfkeye kapılınca bağırıp çağırmak insanı rahatlatır.
Öfke ile kalkan ziyanla (zararla) oturur.
Öfkeye kapılarak sert davranışlarda bulunan kişi sonunda güç duruma düşer;
zarar görür. Çünkü insan öfkeli anında iyi düşünemez, kendi denetimini yitirir,
olmadık dengesizlikler yapabilir.
Öksüz hırsızlığa çıkınca ay ilk akşamdan doğarmış.
Talihsiz bir kimsenin hemen hiçbir işi yolunda gitmez. Bir işe girişse ya da
bir şeyden yararlanmaya kalkışsa akla gelmedik engellerle karşılaşır. O işten de
hiçbir olumlu sonuç alamaz.
Öksüz oğlan (çocuk) göbeğini kendi keser.
Destek olacak birinden mahrum olan kişi, tüm sorunlarını kendisi çözmek
zorunda kalır.
Öküz öldü, ortaklık bozuldu (bitti).
Kimi dostluklar ne yazık ki çıkar temeline dayalıdır. İki taraf arasındaki bu
tür dostluğun dayandığı neden yok olunca, bu yakınlık da çözülür.
Öküze boynuzu yük olmaz (ağır gelmez).
İnsan kendi yakınlarını ve kendi işlerini yük saymaz.
Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
Hemen her şeyini yitirmiş bir kişi, yeni şeyler yitirmekten korkmaz. Bu nedenle
yeni saldırılar, tehlikeler onun için pek önemli değildir.
Ölüm ile öç alınmaz.
Düşmanlarımızın ölümüne sevinmek, bunu belli etmek insanlığa yakışmaz.
Ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin.
Toplumun geleceğini belirleyecek olan çocuklarımızı ve gençlerimizi iyi yetiştirmeliyiz.
Çünkü insan, yaşadığı sürece herkesin övgüsünü kazanan işler
yapmalıdır. İnsan ister ölsün ister yaşasın iyi anılmalıdır. Bulunduğu yerin takdirini
kazanmalıdır.
Önce can, sonra canan.
İnsanlar bencildir. Önce kendilerini, sonra yakınlarını ve sevdiklerini düşünürler.
İnsan canını her şeyin üstünde tutar.
Önce düşün, sonra söyle.
İyi düşünmeden söylediğimiz sözler, bizi güç durumda bırakabilir. Böyle durumlarda
üzülür, “keşke böyle konuşmasaydım” deriz. Sözü, ağzımızdan çıkmadan
önce kafamızda iyice tartmalıyız.
Önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı ele.
Bir kimse, kendisine yapılmasını istemediği bir davranışın daha büyüğünü
bir başkasına yapmamalıdır.
Öpülecek el ısırılmaz.
Düşünce ve davranışlarıyla toplumda sevilen ve sayılan bir kimseye kötü
davranılmamalıdır. Böyle kimseleri incitmek büyük bir kabalık ve nankörlüktür.

-P-


Padişahın bile arkasından kılıç sallarlar.
İnsanlara fazla güvenmemek gerekir. Kendisinden çekindikleri kişinin yüzüne
karşı ağızlarını açmazlar ama arkasından düşmanlık gösterileri yaparlar.
Papaz her gün pilav yemez.
İnsanın önüne her zaman aynı nitelikte elverişli bir imkân çıkmaz. Bunun
için fırsatları iyi değerlendirmek gerekir.
Para dediğin elinin kiri.
Para uzun süre elde kalmaz, zamanla harcanır. Para amaç değil, basit bir
araç olarak düşünülmelidir.
Para ile imanın kimde olduğu bilinmez.
Kimin zengin, kimin yoksul; kimin imanlı, kimin imansız olduğu dıştan anlaşı
lmaz.
Paran varsa cümle âlem kulun, paran yoksa tımarhane yolun.
Zengin kişiye herkes ilgi gösterir. Yoksulun farkına bile varmazlar. Yoksul
insanlar, çektikleri sıkıntılardan ötürü akıllarını bile bozabilirler.
Paranın yüzü sıcaktır.
Para bir alış veriş aracı olmasına karşın hemen herkesçe sevilir. Karşılığı
para ile ödenecek olan iş çekici gelir, geri çevrilmez.
Parayı veren düdüğü çalar.
Bir şeyi başarmak ya da elde etmek için gereken koşullar yerine getirilmelidir.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
Bir işin sonunun nasıl olacağı şimdiki gidişinden belli olur. İyi başlayan ve
öyle sürüp giden bir iş, iyi bir şekilde sonuçlanır. Ya da kötü başlayıp kötü süren
bir işten iyi bir sonuç çıkmaz.
Pilâv yiyen kaşığını yanında (belinde) taşır.
Bir şeyden yararlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında
bulundurmalıdır.

-R-


Ramazanda yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayramda yüzü kara olur.
Yapılması gereken bir işin yapılmadığı, söylenen sözün yalan olduğu bir
süre sonra anlaşılır. Bu durumda yalan söyleyen, işi yapmayan kişi çevresindekilerin
gözünde küçük düşer, kimsenin yüzüne bakamaz.
Rüşvet kapıdan girince insaf (iman) bacadan çıkar.
Rüşvet alan kişi hak, adalet, acıma duygularından uzaklaşır. Toplumsal de-
ğer yargılarını yitirir. Çıkarından başka bir şeye önem vermeyen kişiler, rüşveti
bir gelir kaynağı durumuna getirmişlerdir. Böylelerinde insaf adına hiçbir şey
kalmamıştır.
Rüzgâr eken fırtına biçer.
Hiçbir kötülük, yapanın yanına kâr kalmaz. Herkesin zararına neden olan
kişi bir gün öyle şiddetli bir karşılık görür ki neye uğradığını anlayamaz. Kendini
bir daha toparlayamayacak duruma gelir.
Rüzgâr esmeyince yaprak oynamaz (dal kımıldamaz).
Her olayın bir nedeni vardır. Hiçbir gelişme nedensiz olamaz.
Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür.
Bilgi, yetenek ve bedensel güç gibi yönlerden kendisinden üstün durumda
olanlarla mücadeleye girişen kimse bu mücadelede yenik düşer, birçok zararlara
uğrar.

-S-,-Ş-


Sabır acıdır (acı ise de) meyvesi tatlıdır.
Sıkıntılı günlere sabırla katlanmak bir erdemdir. İşlerimizde başarılı olmak
için güçlüklere dayanmayı ve bazı acıları göze almalıyız. Sonuç bizim için olumlu
olacaktır.
Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas.
Sabretmesini bilen kimse hiç umulmadık başarılar elde eder. Koruk olgunlaşarak
tatlı bir üzüm, ondan sonra pekmez, daha sonra helva olursa, dut yaprağı
da sonunda kumaş olursa, insan da öyle olgunlaşır. İsteklerine er geç ulaşır.
Sabreden derviş muradına ermiş.
Sabırlı olan kişi amacına ulaşır. Hiçbir işte çabucak sonuç alınamaz, sabırla
beklemek gerekir. Sabretmesini bilen kimseler için hiçbir zorluk yoktur.
Sabrın sonu selâmettir.
Gelişmeler karşısında sabırlı davranan kişi, her zaman kazançlı çıkar. Sabı
r, iyi sonuçlara ulaşmayı sağlar.
Sadık dost akrabadan yeğdir.
Bize dürüst ve içten davranan, kötü günlerimizde yanımızda olan dost, akrabadan
daha iyidir. İnsanları sadece kan bağı bağlamaz.
Sağlık varlıktan yeğdir.
İnsan için en büyük zenginlik sağlıktır. Sağlıklı olduğumuz zaman işlerimizi
daha iyi yapar ve o işten zevk alırız. Hastalandığımızda ise hiçbir şeyden zevk
almaz oluruz; zenginliğimizin bile hiçbir değer taşımadığını görürüz.
Sakınılan göze çöp batar.
Üzerine çok düşülen şeyler daha çok kazaya ya da zarara uğrar. İşleri biraz
oluruna bırakmakta fayda vardır.
Sakla samanı gelir zamanı.
Gereksiz gibi görülen şeyler ileride gerekli olabilir. Bunları atmayıp bir kenara
koymalıyız. Gün gelir, o önemsiz görülen şey çok işimize yarayabilir.
Sanat altın bileziktir.
Sanat sahibi kişi her yerde iş bulur, işsiz kalmaz. Her şey gün gelir değerini
yitirebilir, ancak sanat, değeri hiç eksilmeyen bir servet gibidir. Çünkü sanat, bir
kimsenin bir işi her yerde, her şartta yapmasıdır.
Sarımsağı gelin etmişler de kırk gün kokusu çıkmamış.
İnsanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler. Haklarında yargıda bulunmakta
acele edilmemelidir. Kötünün foyası er geç ortaya çıkar.
Say beni, sayayım seni. (Sev beni, seveyim seni).
Saygı, sevgi karşılıklıdır. Sen beni sevip sayarsan ben de seni sevip sayarım.
Sayılı koyunu kurt kapmaz (yemez).
Miktarı saptanarak teslim edilen mal iyi korunur, eksilip kaybolmaz.
Sebepsiz kuş bile uçmaz.
Her olay bir nedenin ürünüdür; nedensiz olay olmaz. Bunun gibi, işlerimizi
bize yol gösteren biri olmadan yapamayız. (Bir olayın gerçekleştirilmesi için bir
neden olmalıdır; bir işin başarılması için de bize yol gösterecek birisi bulunmalıdır.)
Sel gider kum kalır.
Geçici durumlara güvenmek doğru değildir. Kalıcı olanla geçici olan arasındaki
ayırımı iyi yapmamız gerekir. Bizim için önemli olan kalıcı unsurlardır.
Sel ile gelen yel ile gider.
Emek vermeden ele geçen para çarçur olur gider. Alın teri dökmeden kazanı
lan paranın kıymeti olmaz.
Sen işlersen mal işler, insan böyle genişler.
İnsan rahat bir yaşam sürmek ister. Bunun için çok çalışmak zorundadır.
Çalıştığı sürece elindeki malların verimi artar. Böylece zenginleşir, rahat bir yaşam sürer.
Sen olursan bensiz, ben de olurum sensiz.
İnsan, gerçek mutluluğu ve huzuru toplum içinde bulur. Bunu sağlamak için
çevresindekilerle iyi dostluklar kurar. Dostlukların yürümesi için saygı ve sevgi
gerekir. Dostlarımızla ilişkilerimizi sudan nedenlerle kesersek, onlar da bizi haklı
olarak terk ederler.
Serçeden korkan darı ekmez.
Her işin göze alınması gereken bazı tehlikeleri vardır. Bunları göze alamayanlar
o işi yapmazlar.
Sev seni seveni hâk ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni Mısır’a
sultan ise.

İnsan, karşısındaki kişiye toplumdaki yerine göre sevgi beslemez. Kişinin
toplumdaki yeri sevgi için ölçü olamaz. En yüksek makamlarda bile olsa, bizi
sevmeyen kişiyi sevmemiz mümkün değildir.
Sevenin kuluyum, sevmeyenin sultanı.
Bizi sevenlerin her isteğini yerine getirmeye çalışırız. Sevmeyenlere ise o
nasıl istiyorsa öyle davranırız.
Seyrek git dostuna, kalksın ayak üstüne.
Dostların birbirlerini ziyaret etmeleri beklenen ve istenen bir durumdur. Ancak
bu ziyaretler sıklaşırsa, dostlar arasındaki sevgi ve saygı azalır.
Sırça köşkte oturan, komşusuna taş atmamalıdır.
Çevresindeki kişilerin küçük bir saldırısıyla büyük zarara uğrayacak kişi,
düşmanlık yaratacak davranışlarda bulunmaktan kaçınmalıdır.
Sinek ufak (küçük), ama mide bulandırır.
Önemsiz, küçük gibi görünen bir şey kötü ve olumsuz bir izlenim yaratır.
(Dostlarımızda gözlemlediğimiz küçük ama sevimsiz bazı hareketler, onlara karşı
duygularımızın değişmesine neden olur.)
Son pişmanlık fayda vermez (etmez).
İş işten geçtikten sonra pişman olmanın yararı yoktur. Çünkü bu olumsuzlukları
gidermek çoğu kez mümkün olmaz.
Sona kalan dona kalır.
Bir işte geç kalan istediği şeyi elde edemez, bazı zararlara uğrar. Örneğin,
pazara çıkmak için akşamın geç saatlerine kadar bekleyen kişi döküntü mallarla
yetinmek zorunda kalır.
Söyleyenden, dinleyen arif gerek.
Bir soruna ilişkin görüşlerini açıklayan kişi bazen kapalı konuşma ihtiyacı
duyabilir. Konuyu bilen ya da konuşmayı iyi dinleyen, ne demek istendiğini kolayca
anlar.
Söz gümüşse sükût altındır.
Konuşmanın ve dinlemenin yeri ve zamanı vardır. Susmak bazen konuşmaktan
daha iyi sonuç verir. Susması gereken yeri ve zamanı iyi bilen kişi, çevresinde
sevilir ve sayılır.
Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
Sözün insanlar arasındaki ilişkilerde etkisi çok büyüktür. Akıllıca söylenmiş
sözler, işlerimizin olumlu şekilde sonuçlanmasını sağlar. Sert ve ölçüsüz sözler
ise karşımızdaki kişiyi sinirlendirir, söyleyenin ölümüne bile neden olabilir.
Su akarken testiyi doldurmalı (doldur).
Bazen, bizi iyi bir duruma getirecek fırsatlarla karşılaşırız. Bunları iyi değerlendirirsek
maddî ve manevî yönden güçlü oluruz. Önümüze çıkan fırsatlardan
yararlanmayı bilmeliyiz.
Su başından kesilir.
Her sorunun bir nedeni vardır. Bu neden bulunmadıkça çözüm üretilemez.
Sorunun kökenine inip, kökenindeki nedene göre çözümü bulmalıyız.
Su bulanmayınca durulmaz.
Bir sorun, türlü tartışmalardan sonra iyice aydınlatılarak çözüme kavuşturulabilir.
Sorun ortaya atılınca herkes bir Şkir ileri sürer. Konunun eksik ve yanlış
yönleri üzerinde durularak, sonunda ortak bir çözüm yolu bulunur.
Su testisi su yolunda kırılır.
Kötü, karanlık işlerle uğraşanların, o yolda yürüyenlerin sonu da o yolda
olur.
Sürüden ayrılan koyunu (kuzuyu) kurt kapar.
Dostlarının yardımıyla yapılan bir işten ayrılanlar büyük zararlara uğrarlar.
Çünkü yalnız kalırlar, hiç kimse onlara yardım etmez.
Sütten ağzı yanan, ayranı üşeyerek içer (yoğurdu üşeyerek yer).
Bir olaydan gerekli dersi alan, daha sonraki olaylar karşısında uyanık davranı
r. Yeniden benzer türde bir iş tutacağı zaman çok dikkatli olur.
Şaşkın ördek başını bırakır, kıçından dalar.
Aklını iyi kullanamayan, ne yapacağını bilmeyen kişi, işi tersinden yürütmeye
kalkar.
Şeytanın dostluğu darağacına kadardır.
Çıkarcı, kötü niyetli kimse insanı yoldan çıkarıp ölüme kadar götürebilir. Oysa
o ana kadar hep bizim yararımıza çalışıyor gibi görünmüştür.
Şeytanla kabak ekenin, kabak başına patlar.
Kurnaz, hileci kişilerle ortak iş yapan, bu ortaklıktan zarar görür; yapılan hilelerin
kurbanı olur.
Şimşek çakmadan gök gürlemez.
Her olay bir nedenin sonucudur. Söylenen, ortaya çıkan bir olayın dayandı-
ğı başka bir olay vardır.

-T-


Tabak sevdiği deriyi taştan taşa çalar.
Birinin yakınlarına gösterdiği sert davranış onun iyiliği içindir.
Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.
Tarlasını zamanında sürüp ekmeyen, gereken diğer işleri yapmayan kişi
tarlasından iyi bir ürün alamaz.
Taş düştüğü yerde (yerinde) ağırdır.
İnsan en iyi bildiği ve yaptığı işte söz sahibi olur.
Taş yerinde ağırdır.
İnsanların değeri iyi tanındıkları yerde bilinir.
Taşıma suyla değirmen dönmez.
İş yapacak kişide yeteri kadar güç bulunmadıkça başkalarının küçük katkı-
larıyla sürekli ve büyük bir iş yürütülemez. Bir iş doğal ve sürekli kaynaklara
dayandırılmalıdır.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.
Tabak: Deri işleyen kimse.
Tatlı söz can azığı, acı söz baş kazığı.
Gönül okşayıcı sözler bizi yaşama bağlar. Sert eleştiriler, onur kırıcı sözler
ise hayattan bıkıp kopmamıza neden olur.
Tatlı söz dinletir, tatsız söz esnetir.
Güzel bir konuşmayı herkes severek dinler. Sıkıcı bir konuşma dinlemek
zorunda kalanlar, sıkıldıklarını belli etmekten kendilerini alamazlar.
Tatlı tatlı yemenin, acı acı geğirmesi olur.
Zevklerinin esiri olan, elindeki avucundakini sorumsuzca çarçur eden kişi,
bir süre sonra ağır sıkıntılar içinde kıvranır.
Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin.
Kötü malzemeyle pişirilmiş bir yemeğe tuz hiçbir lezzet katamaz. İşe yaramayan
bir nesneyi işe yarar hâle getirmek boşuna bir çabadır. Aklını kullanamayan
bir kişiye de ne denli doğru yol gösterilmeye çalışılırsa çalışılsın, hiçbir yarar
sağlamaz. O kişi yine bildiğini okumaya, akılsızca işler yapmaya devam edecektir.
Tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış.
Kimi dargınlıklar istenilen etkiyi yapmaz. Darılan kişi darıldığı ile kalır. Ötekinin
bundan haberi bile olmaz, olsa da önem vermez.
Tek kanatla kuş uçmaz.
Bazı işleri insanın tek başına yapması mümkün değildir. Böyle işlerde insanlar
birbirlerine yardımcı olmayı bir görev bilmelidirler.
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Bir iş üzerinde yılmadan, usanmadan sabırla çalışan kimse, sonunda katlandığı
sıkıntıların mükâfatını görür.
Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
Tembel bir kişiye bir iş yapmasını söylediğiniz zaman, o işi yapmamak için
çeşitli bahaneler bulur. İşin gereksiz olduğunu söyler. Hatta size o iş hakkında
bazı çözüm yolları gösterir, akıl öğretir.
Temiz iş altı ayda çıkar.
Hiçbir iş aceleye getirilmemelidir. Bir işin istenildiği şekilde, doğru dürüst yapı
labilmesi için belli bir süreye ihtiyaç vardır.
Tencere dibin kara, seninki benden kara.
“Kötülük, kusur yönünden sen benden daha betersin.” anlamında kullanılan
bir atasözümüzdür. (Karşınızdakinde kusur aramaya çalışmayın. Yoksa o da sizin
kusurlarınızı söylemekten kaçınmaz.)
Terazi tartıyla, her şey vaktiyle. (Terazi var, tartı var; her şeyin bir vakti var).
Her şeyin bir ölçüsü ve zamanı vardır. Herkes bu kurallara uymalıdır.
Terzi kendi söküğünü dikemez.
İnsanlar başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine gelince savsaklarlar.
Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
Toplumsal yozlaşmanın ve kayırmacılığın hüküm sürdüğü yerlerde, görevini
hakkıyla yapan ile görevini kötüye kullanan kimseler arasında bir ayrım yapılmaz.
Çünkü bu tür çevrelerde sağlıklı bir değerlendirme yapma olanağı yoktur.
Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır.
İnsanlar alışkanlıklarına bağlıdır. Şu ya da bu nedenle işinden, çevresinden
ayrı yaşamak zorunda kalan kimse, sonunda alıştığı işe ve çevreye döner. Bazı
sonuçlar kaçınılmazdır.
Tok, açın hâlinden bilmez (anlamaz).
Varlıklı kişiler, yoksulların ne gibi geçim sıkıntısı içinde bunaldıklarını bilmezler,
akıllarına bile getirmezler.
Toprağı işleyen, ekmeği dişler.
Bir iş için emek veren kişi, onun nimetlerinden yararlanmaya hak kazanır.
Tutulmayan hırsız beyden büyüktür.
İşlediği suçu saklayabilen, yakayı ele vermeyen biri, namuslu insanlar gibi
saygınlığını sürdürür.
Tuz ekmek hakkı bilmeyen kör olur.
Toplumda yoksul ve kimsesizlere ekmek yedirip iyilik eden yardımsever insanlar
vardır. Bazıları bu yardımın değerini anlayamazlar. İyilik gördüğü kimselere
saygısızlık yaparlar. Böyle kişileri Tanrı da sevmez.

-U-,-Ü-


Ucuz alan, pahalı alır.
Ucuz olan mal çabuk eskir, dayanıksızdır. Kısa süre içinde kullanılamaz duruma
gelir ve yenisini almak gerekir. Bundan dolayı pahalıya alınmış gibi olur.
Ucuz etin yahnisi yavan (tatsız) olur.
Benzerlerine göre daha ucuza alınan mal, iyi nitelikte olmaz. Ondan beklediğ
imiz yararı sağlayamayız.
Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
Satılığa çıkarılan bir mal kalitesine göre Şyatlandırılır. Ucuz malların kalitesi
pahalı mallara oranla daha düşüktür. (Ucuz şeylerin ucuzluğuna tamah etmemeli,
aldatılmamak koşuluyla pahalı şeylerin de pahalılığından korkmamalıyız.)
Ulu sözü tutmayan ulur.
Bilginler, aydınlar bir toplumda yol gösterici insanlardır. Onların gösterdikleri
yoldan gidildiği takdirde toplumsal gelişme hızlanır; toplum huzura kavuşur. Büyüklerin
sözlerine kulak tıkayan kişiler ve toplumun kendisi her türlü felâkete uğrar.
Ulular köprü olsa basıp geçme.
Bilgi, görgü ve tecrübe yönünden üstün olanlar, toplumda hak ettikleri yeri
alırlar. Değerlerine sahip çıkamayan toplumlarda bilge kişilerin baskı altında tutuldukları
na tanık oluruz. Büyüklerimize, bilge kişilere, hangi durumda olurlarsa
olsunlar, her zaman saygılı olmalıyız.
Ummadığın taş baş yarar.
Küçük ya da önemsiz şeyler de çoğu kez büyük etkiler yapabilir. Hiç değer
vermediğimiz kimseler, öyle durumlarda öyle önemli işler başarırlar ki şaşırıp
kalırız.
Umut fakirin ekmeği(dir).
Yoksul kişi, bir gün sıkıntılarının biteceğini, bolluğa kavuşacağını umar. Bu
durum onu yaşama bağlar.
Ustanın çekici bin altın.
İnsan emeği kutsaldır. Bilgiyle, ustalıkla donatılmış olan emek, en olmayacak
sanılan güç işleri olur kılar.
Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir.
Beceriksiz kimseler iyilik yapayım derken zarara yol açarlar. (Konuşmasını
bilmeyen, ulu orta laşar eden kimseler, çevrelerindekileri güç durumda bırakırlar.)
Üveye etme, özünde bulursun; geline etme, kızında bulursun.
Üvey çocuğa kötülük eden bir kimse, bunun karşılığını öz çocuğu üvey kalı
nca görür; onun da çocuğuna kötü davranırlar. Gelinine kötü davranan ise kızı
gelin olunca ona da benzer davranışların yapıldığını görürse şaşmamalıdır.
Üzüm üzüme baka baka kararır.
Her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden kimseler, birbirlerine huy
aşılarlar.
Üzümü ye de bağını sorma.
“Yararlandığın şeyin nereden geldiğini araştırma.” anlamında şaka yollu
söylenen bir atasözüdür.

-V-


Vakit nakittir.
Zaman, boşa harcanmaması gereken bir değerdir. Zamanını iyi değerlendiren
insan yaşamına mutluluk ve rahatlık getirir. Zaman para demektir.
Vakitsiz öten horozun başını keserler.
Her söz zamanında ve yerinde söylenmelidir. Zamansız ve yersiz söylenen
bir söz beklenen etkiyi yapmayacağı gibi ilişkileri de bozabilir. Ulu orta konuşmaları
yla insaların başını derde sokan kişi cezalandırılır.
Var evi kerem evi, yok evi verem (elem) evi.
Varlıklı olan aileler konuklarını iyi ağırlarlar. Yardıma ihtiyacı olan kimselere
istedikleri miktarda yardımda bulunurlar. Yoksul bir ailenin ise dertten, sıkıntıdan
başka vereceği hiçbir şeyi yoktur.
Varsa hünerin, var her yerde yerin; yoksa hünerin, var her yerde yerin!
Yetenekli olan kişiler toplumda saygın bir yer alırlar. Çünkü böyleleri toplumun
birçok gereksinmelerine cevap verirler. Yeteneği gelişmemiş insanlar ise
hiçbir iş tutamadıkları, hiçbir işe yaramadıkları için üzülürler.
Veresiye şarap içen, iki kez sarhoş olur.
Veresiye alış veriş eden kimse iki kez yıpranır. Aldığı malın parasını peşin
ödeyemediği için üzülür. Daha sonra ödenen taksitler, kişiye mal almadan para
ödüyormuş gibi bir duygu verir.
Vermemiş mabut, neylesin Mahmut.
Şanssız ve yeteneksiz kişiler için söylenir. (Tanrı istemediği sürece kişinin
bir şeye sahip olması olanaksızdır.)
Verirsen doyur, vurursan duyur.
Bir kişiye yapılacak yardım, o kimsenin sorununu çözebilecek ölçüde olmalı
dır. Bir kişiye yapılacak uyarı da o kimsenin anlayabileceği bir dilde ve tonda
olmalı ki etkisini gösterebilsin.

-Y-


Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
Yalan söylemeyi huy edinen kimsenin sözlerine, gerçeği söylediği zaman
bile inanılmaz.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Söylenen söz yalansa durum çok geçmeden anlaşılır.
Yalnız taş duvar olmaz.
Bir insan tek başına büyük işler başaramaz. Başkalarıyla yardımlaşmak, iş
birliği yapmak zorundadır.
Yanlış hesap Bağdat’tan döner.
Ortaya çıkan bir yanlışlık geç de olsa düzeltilmelidir. Yanlışta ısrar etmek
hoş karşılanmaz. Yanlış eninde sonunda ortaya çıkar.
Yar, yıkıldığı gün tozar.
Bir felâket, ancak meydana geldiği anda büyük bir tepki ve şaşkınlık yaratır.
Bir süre sonra unutulur gider.
Yara, sıcakken sarılır.
Bir sıkıntıyı haŞşetmek, bir acıyı dindirmek için gereken yardım fazla geciktirilmemelidir.
Yarası olan gocunur.
Bir işte sorumlu aranırken kusuru olan kimse alınır.
Yarım elma, gönül alma.
Armağan küçük de olsa, gönül almaya yarar. Hatırlanıp aranmış olmak o
kimse için daha değerlidir.
Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.
Uzmanına yaptırılmayan işler, insanı büyük zararlara sokar. Alanında derme
çatma bilgisi olan bir doktor, insanın ölümüne yol açabilir. Bilgisiz din adamı
da yanlış öğütlerle insanın dinî inanışlarında sapmalara yol açar.
Yaş kesen, baş keser.
Ağaçların sağladığı yararlar saymakla bitmez. Gereksiz yere ağaç kesmek,
insan öldürmek kadar kötü bir davranıştır. (Ormanlarımızı korumalı, onlardan en
iyi şekilde yararlanmanın yollarını bulmalıyız.)
Yavaş (yumuşak huylu) atın çiftesi (tekmesi) pek olur.
Sabırlı ve yumuşak huylu insanlar pek kolay kızmazlar. Ama kızdıkları zaman
kendilerinden beklenmedik sert tepkilerde bulunurlar.
Yavuz (yürük) at yemini artırır.
Kendisine verilen işi hakkıyla yapan kişi, bunun karşılığını mutlaka alır; gücü
daha çok artar.
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.
Kimi suçlular aynı zamanda serseri ve edebsiz de olurlar. İşledikleri suçları-
nı zarar verdikleri kimselere yüklemeye çalışırlar.
Yazın başı pişenin kışın aşı pişer.
1. Yazın güneş altında tarlasını ekip biçen kimse, kışlık yiyeceğini hazırlamış olur.
2. Gençken çalışıp mal mülk edinen kimse yaşlanınca rahat eder.
Yazın gölge hoş, kışın çuval boş (Yazın gölge kovan, kışın karın ovar).
Gençken bir şeyler kazanmayıp zevkleri peşinde koşan kişi, hastalığında
ya da yaşlılığında bunun acısını çeker. İnsanlar yarınlarını bugünlerden
hazırlamalıdır.
Yerin kulağı var.
Gizli yapılan işler ya da söylenen sözler bir süre sonra duyulur. Bu nedenle
gizli bir iş yaparken ya da gizli bir şey söylerken, bunları başkalarının da öğrenebileceğ
ini göz önünde tutmalı ve tedbirli olmalıyız.
Yılanın başı, küçükken ezilir.
Büyük zararlara yol açabilecek tehlikeleri önceden sezip gerekli önlemleri
almalı, söz konusu tehlikeyi ortadan kaldırmaya çalışmalıyız. (Düşmanın güçlenerek
büyük felâketler yaratabilecek duruma gelmesi önlenmelidir.)
Yiğidi öldür, hakkını yeme.
Mert bir insana hiçbir zaman haksızlık yapılmamalıdır.
Yiğidin sözü demirin kertiği.
Mert insan sözünden dönmez; ne pahasına olursa olsun sözünü yerine getirmeye
çalışır. Demirin kertiği nasıl görülüyorsa, ortadaysa, yiğidin sözü de de-
ğişmez.
Yoksul âlâ ata binse selâm durmaz.
Sonradan görme kişi, bir varlığa kavuşsa herkese tepeden bakmaya başlar,
selâm bile vermez.
Yol yürümekle, borç ödemekle (vermekle) tükenir (biter).
1. Yolu bitirmek için yürümek gerekir; borç da ödemekle tükenir.
2. Bir iş ancak iyi bir çalışmayla sonuçlandırılır.
Yuvayı yapan dişi kuştur.
Ailede, her bireyin ayrı görevleri ve yerleri vardır. Kadın ailenin ekonomisini
düzenler. O tutumlu olursa aile de huzurlu ve mutlu olur.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Sürekli olarak iş değiştiren bir kimse başarı kazanamaz; mal mülk edinemez.

-Z-


Zahmetsiz rahmet olmaz.
Her nimetin bir külfeti vardır. Sıkıntı çekmeden, bazı özverilerde bulunmadan,
yorulmadan hiçbir şey elde edilemez.
Zaman sana uymazsa, sen zamana uy.
Her insanın bir dünya görüşü, bir anlayışı vardır. Her türlü olay bu dünya
görüşüne göre yorumlanıp anlam kazanır. Yaşadığımız çağın düşünce ve koşulları
bizimkilerle örtüşmeyebilir. Kendi anlayışımızı başkalarına kabul ettirmek
için çevremizdekilerle sürtüşmek doğru değildir. Yaşadığımız çağ ile görüşlerimiz
arasında bir uygunluk olmalıdır.
Zararın neresinden dönülse kârdır.
Bazı girişimler zararla sonuçlanabilir. İş, düzeltilmeyecek durumdaysa, bunda
inat etmemek, boş yere emek, para harcamamak gerekir. Aksi takdirde uğrayacağı
mız zarar daha büyük olur.
Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
Zengin kimse, para gücüyle en zor işlerin bile üstesinden gelir. Züğürt ise
en basit işleri bile parasızlık yüzünden başaramaz.
Zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı meydana çıkmaz.
Zengin kişi, hemen her türlü ayıbını parasının gücüyle yok etmesini bilir.
Yoksul birinin ise tedavi için parası olmadığından hastalığının ne olduğu anlaşı-
lamaz.
Zenginin gönlü oluncaya dek züğürdün canı çıkar.
Zengin kişilerin başkalarına karşı eli çok sıkıdır. İsteksizce yaptıkları yardı
mlar da yerine ulaşıncaya kadar iş işten geçer.
Zenginin malı züğürdün çenesini yorar.
Yoksulluk çeken kişiler, varlıklı kimselerin servetlerini dedikodu konusu yaparlar.
(Bu atasözü, birinin zenginliğinden çok söz etmenin gereksizliğini belirtmek
için söylenir.)
Zenginin horozu bile yumurtlar.
Varlıklı kişi, parası sayesinde olanaksız gibi görünen işleri bile gerçekleştirir.
Kısır girişim olarak değerlendirilen işten bile kazanç sağlamanın yolunu bulur.
Zırva tevil götürmez.
Saçma olan bir düşünceyi savunmak için yorumlara girişmek yararsızdır.
Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar.
Bir ülkede zorba bir yönetim iş başına gelirse, o ülkede daha önce yürürlükte
olan yasalar ortadan kalkar; zorbalığın hükümleri yürürlüğe girer.
Zor oyunu bozar.
Her iş belli kuralları çerçevesinde yürütülür. Kurallara uygun olarak yürütülen
bir iş, zor kullanılarak belli bir yöne çekilmek istenirse, artık kurallar söz konusu
olmaz; güçlünün dediği olur.
Zora dağlar dayanmaz.
En zor sorunlar, insanın teknik gücü ve azmi sonunda çözüme kavuşturulur.
Bilinmeyen pek çok şey insanların büyük çabaları sonunda ortaya konulmuştur.
İnsan emeğinin ve aklının yapamayacağı hiçbir iş, çözemeyeceği hiçbir
sorun yoktur.
Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına.
Rastgele yapılan plânsız işlerde yöntem, kural aranmaz. Şans varsa iyi sonuç
alınır.
Züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir.
Hastalığın mı yoksa yoksulluğun mu daha kötü olduğuna karar vermek bir
hayli zordur. Her ikisi de insan için birer yıkımdır. Yoksulluk, hastalıktan daha
çok sıkıntı veren bir durumdur. Çünkü parasızlık insanı hastalıktan daha beter
sıkıntılara sokar.
Züğürtlük zadeliği bozar.
Parasız kalan soylu kişi, soyluluğunu unutur; soylu davranışlarından vazgeçer.

-M-


-L-


-K-


-I-,-İ-,-J-


-H-


-G-


-F-


-A-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder